7
Unlu Olmanin Yolu
admin | HikayeEmekli ilkokul öğretmeniydi. Bir ay kadar önce “Azmi film”e bir senaryo
götürüp bırakmıştı. Azmi filmin sahibi o suratsız adam da rafları
göstererek, “Bak,” demiÅŸti, “her yer senaryo dolu. Okumaya bile zamanım yok.
Ama yine de senaryonu bırak, şu kağıda da adresini, telefonunu yaz,
senaryona iliÅŸtir. Ben seni ararım.”
Bir hafta sonra nedense aramıştı: “Hemen gel, görüşelim,” demiÅŸti.
Bunun üzerine gitmişti emekli öğretmen. Azmi filmin sahibi bu defa
kendisini oturtmuÅŸ, çay söylemiÅŸ ve “senaryonun dışında birÅŸey yazıp
yazmadığını” sormuÅŸtu. O da bir aÅŸk romanının bulunduÄŸunu, ancak hiçbir
yayınevinin bunu basmaya yanaÅŸmadığını anlatmıştı. Azmi filmin sahibi de, “hemen
romanını al, gel,” demiÅŸti, “bir bakayım.”
Evi Taksim’deydi. Bir koÅŸu gitmiÅŸti evine emekli öğretmen. Hemen alıp
gelmişti romanını, heyecan içindeydi, ancak ne olduğunu kestiremiyordu.
Romanı uzattığında Azmi filmin sahibi, ” Sen ÅŸimdi git, ben seni
ararım,” demiÅŸti.
Şimdi de Azmi bey telefon etmiş ve derhal gelmesini, görüşmeleri
gerektiğini söylemişti. Emekli öğretmen, Beyoğlu İstiklal caddesine geldi.
YeÅŸilçam Sokağına girdi. Eskiden Fatma Girik’e ait olan Girik Hanın
ikinci katına çıktı. Azmi filmin kapısını tıklattı. Kapıyı getir götür
işlerine bakan genç açtı. İçeri buyur etti.
Azmi bey kendisine oturması için yer gösterdi ve “Bak hocam,” dedi.
“Ben senaryoyu çekmeyeceÄŸim. Kitabını da basmayacağım. Åžu anda elimde
başka filmler var. Onları çekiyorum. Kitabına gelince, ben zaten yayıncı
değilim. Sadece ikisi de çok hoşuma gitti. İleride belki bunları film
yapabilirim. Ancak, piyasa çok durgun, zaten işler berbat! Sen de
emeklisin, üçbeÅŸ kazanmak istersen bana bırak, yoksa al git!” demiÅŸti camdan
dışarı bakarak.
Emekli öğretmen zaten kitabı bastıramıyordu. Senaryo için yüzüne bakan
yoktu. “Kaç para verirsin,” demek geldi içinden. Utandı, gururuna
yediremedi. Azmi filmin sahibi kendisine önceden hazırlanmış matbu bir belge
uzattı. Burada kitabı ve senaryoyu başkasının yazdığı, kendisinin de
sadece tashih işinde çalışarak yardım ettiği ve mukabilinde boş
bırakılmış miktar parayı karşılık olarak aldığı yazılıydı. Ayrıca kitap ile
senaryoyu yazanın adı bölümü de boş bırakılmıştı. Azmi bey o zamanın parası
beş milyarı kendisine uzatmıştı. Doğrusu para fena değildi. Almayıp ta
ne yapacaktı, varsın ad başkasının olsundu, bu çok mu önemliydi? Bir
başka kağıtta da, tashih işlerinde çalıştığı film şirketinin aleyhine bir
basın açıklaması yaptığı takdirde aldığı paranın on katı cezai müeyyide
uygulanacağı belirtiliyordu. Bu kağıdı da imzaladı. Ayrıca şirketin
böyle bir açıklama vukuunda limitsiz tazminat hakkını da peşinen kabul
ediyordu. Geçim sıkıntısı çekiyordu, bütün şartları kabul etti.
Kalkarken Azmi bey sık sık uğramasını ve ileride kadrolu senarist
olarak onunla çokiyi işler yapacaklarını belirtti ve el sıkışarak ayrıldı
bürodan.
Emekli öğretmen dışarı çıkınca Azmi bey ünlü bir işadamını aradı.
“Saygılar beyefendi,” dedi. ” AÅŸk romanı tamam. Senaryo da tamam…Filmin
çekimine hemen baÅŸlamak üzere emirlerinizi bekliyorum!”
Telefonun öteki ucundaki ünlü iÅŸadamı da, ” Kitabı hemen bana gönder.
Film hazırlıklarına başla. Başlangıç için yüz milyar gönderiyorum.
Teferruatı müdürümle konuÅŸursun,” dedi.
Azmi bey, ” Emredersiniz beyefendi!” dedi. Bu film iÅŸini tv’de dizi
yapacak ve trilyonlar vuracak, devamını emekli öğretmene yazdıracaktı.
Ünlü iÅŸadamı telefonu kapadıktan sonra metresini aradı: “Canım, isteÄŸin
oldu, romanın hazır, yayınlayacak gazete hazır, bir reklam yaptıracağım
ki sen bile şaşacaksın. Bu bomba patlarken tv için dizi filme
baÅŸlayacaksın ve bir numara olacaksın. Hadi akÅŸama…”
Bu piyasa böyleydi. Kadın cüzdandan, sevgili bir metres, gazete bol
sıfırlı reklam ücretinden, tv ücretsiz bir dizi kazanmaktan yararlanacak
ve herkes mutlu olacaktı. Alan razı, satan razı…Böyle dönerdi
iÅŸler…Ve bütün giderler de holdingin eÄŸitim hizmetlerine katkı fonundan
gösterilmek suretiyle vergiden düşecekti, gerçekte kayıp hazinenin olurdu,
kimin umurunda, iÅŸler tıkırında tekerlemesi döner dururdu…DiÅŸlinin
çarkları sımsıkı kenetlenmişti ve çark böyle dönüyordu, uyum sağlayamayan
giderdi, bu kadar basit…
Bir süre sonra ünlü bir gazetede ünlü bir aktristin romanı yayınlandı.
Ardından bu romana aynı emekli öğretmen bir şiir yazdı ve şiir de aynı
ünlü aktrist hanımın şiiri diye lanse edildi ve birisine siparişle
beste verildi ve beste ünlü bir şarkıcı tarafından kasete okundu, aynı
müzik filme uyarlandı. Böylece şöhreti tükenmek üzere olan biri yeniden
dirildi ve şuh kadın, şık kadın, romancı kadın, şair kadın, senarist kadın
ünvanlarına da sahip oldu. Bu ünlü kadın kim mi? Biraz düşünün belki
hafızanızın bir yerlerinde küçücük bir iz kalmıştır.
Emekli öğretmen mi ne oldu? Azmi beyin kadrolu senaristi oldu. Emekli
maaşının en az beş katını, bazan onbeş katını ayda kazandı. Ama hep
kendi eserlerinin arkasından bakakaldı. Hep o yazdı, ad başkalarının
oldu…
Arada rakısını yudumlarken iki damla yaş süzülüyordu yanaklarından ama
ne yapsındı, bu iÅŸler böyle dönüyordu…



Add comment