• Hikayeler Ana Sayfasi
  • mIRC
  • Turkce mIRC
Subscribe to Hikayeleri hikayeler hikaye Chat Sohbet mIRC
  • Yemek Sohbeti

    Sesli Chat Sohbet Muhabbet

    Yazili Muhabbet Mirc Chat Sohbet


    MircYukle Mircindir Mirc mRc
  • Kategoriler

    • Ask Hikayeleri
    • Bilim Kurgu Hikayeleri
    • chat
    • Devlet Adresleri
    • Din islam
    • Dini Hikayeler
    • Dramatik Hikayeler
    • Fikralar
    • Gazeteler
    • Gercek Hikayeler
    • Gerilim Korku
    • Haberler
    • Hikaye
    • Hikayeler
    • Kimdir
    • Klasik Hikayeler
    • Komik Hikayeler
    • Makale
    • Mesajlar
    • mIRC
    • Muhabbet
    • Nedir
    • Program
    • Radyolar
    • Romantik Hikayeler
    • Ruya
    • Sarki Sozleri
    • Siir
    • Siirler
    • Sohbet
    • Sozler
    • Web Araclari
    • Yazilar
  • Rastgele hikaye

    • Ozlu Sozler
    • Gümüşhane sohbet chat muhabbet
    • Gercek Ask Bu Olsa gerek
    • Evlilik Tebrik Mesajlari
    • Yolun Sonu
    • Åžarkılar Var Soner Arıca Åžarkı Sözleri
    • Kamerali Sohbet Chat Muhabbet
    • kabadayi fikrasi
    • Semadaki tüm yıldızlar sönünce
    • O Muzigi Duydunuz
  • BaÄŸlantılar

    • AnaSayfa
    • Gazeteler
    • hikayede
    • hikayelerden
    • mirc
    • mirc
    • mirc yukle
    • Sevgi
    • Sicakoda
    • sozler
    • turk Chat
    • Turk Chat
    • Video
    • yemek tarifi
  • Hikaye yemeklerden

  • Hikaye Son

    • Guvenli internet Donemi Basladi
    • Windows 8e klasik baÅŸlat menüsü
    • Türk-İş ve Türk Harb-İş kıdem tazminatı için ne dedi
    • Googleden Tarihi bir itiraf
    • içerik Yönetim Sistemleri CMS
    • Mugla sohbet Odalari
    • Akaryakita Alinan Vergilerde Avrupa Birincisiyiz
    • Yerli Uydu Uzaya Gonderiliyor
    • Sehit Siirleri Askerin Siiri
    • Tatli Siir Siirleri Siiri
    • Görünenin Ötesi programi
    • Corum Sohbet chat Muhabbet Mirc
    • Åžarkılar Var Soner Arıca Åžarkı Sözleri
    • Kamerali Sohbet Chat Muhabbet
    • Rize facebook face book feysbuk
  • Hikayeler

    anti-virus antivirüs asker Bartin Chat Bartin mirc Bartin Sohbet Bartin çet camfrog camfrog sohbet chat chat odalari chet facebook il chat Kimdir Makaleler mIRC mirc download mircdownload mirc indir mircindir mirclove mirc sohbet mircyukle mirc yukle Mrc muhabbet Nedir Sarki Sarki sozleri Sarki Sozu Seviyo Siir Siirler Sohbet Sohbet Odaları sohpet turkcet turkchat virüs arama virüs kaldırma virüs koruma virüs silme virüs temizleme çet
  • Sayfalar

    • mIRC
    • Turkce mIRC
  • Sitemizde Kimler Online

    • 0 Uye.
    • 9 Misafir.
  • Hikaye Menu

    • Ask Hikayeleri
    • Bilim Kurgu Hikayeleri
    • chat
    • Devlet Adresleri
    • Din islam
    • Dini Hikayeler
    • Dramatik Hikayeler
    • Fikralar
    • Gazeteler
    • Gercek Hikayeler
    • Gerilim Korku
    • Haberler
    • Hikaye
    • Hikayeler
    • Kimdir
    • Klasik Hikayeler
    • Komik Hikayeler
    • Makale
    • Mesajlar
    • mIRC
    • Muhabbet
    • Nedir
    • Program
    • Radyolar
    • Romantik Hikayeler
    • Ruya
    • Sarki Sozleri
    • Siir
    • Siirler
    • Sohbet
    • Sozler
    • Web Araclari
    • Yazilar
  • Meta

    • RSS
    • Yorumlar RSS
    • Wordpress Themes

Archive for Kasım, 2008

Kas
25

Anne gozu Hikayesi

admin | Gercek Hikayeler

Küçük kız, kendini bildiği günden beri annesinden
büyük bir şefkat görmüş ve ondan duyduğu sözlerle,
pamuk prensesten daha güzel olduğuna inanmıştı.
Ona göre; nur yüzlü ve badem gözlüydü. Bir tanecik
yavrusuydu her zaman. Ama ilk okula başlayınca işler
değişti. Arkadaşları onun hiç de güzel olmadığını, hatta
çirkin bile sayıldığını söylemekteydi. Küçük kız, ilk
önceleri onlara inanmadı çünkü herkes birbirini
kıskanıyordu. Ama bir kaç yılda gerçeklerle yüzleşti.
Annesinin bir pamuğa benzettiği yüzü, çiçek bozuğu
bir cilde sahipti. “Badem” dediÄŸi gözleri ise ÅŸaşıydı.
Vücudu da bir serviyi andırmıyordu. Demek ki, annesi
onu aldatmış ve yıllar yılı çekinmeden yalan söylemişti.

Genç kızın anne sevgisi, kısa bir süre sonra nefrete
dönüştü. Evlenme çağına gelmiş olmasına rağmen yüzüne
bakan yoktu. Üstelik de gözleri, bütün tedavilere rağmen
düzelmiyordu. Genç kız, doktorların gizlice yaptığı
konuşmalardan kör olacağını anladığında çılgına döndü
ve kendisini hâlâ çocukluk yıllarındaki ifadelerle seven
annesinin bu yalanlarına dayanamayıp evi terk etmeye
karar verdi. Fakat annesi, uzak bir yerde iÅŸ bulduÄŸunu
söyleyerek ondan önce davrandı ve kazandığı paraları
bir akrabasına gönderip, kızına bakmasını rica etti.
Genç kız bir süre sonra görmez oldu. Karanlık dünyasıyla
baş başaydı. Bu arada annesini hiç merak etmiyordu.
Yalancıydı annesi, ölse bile bir kayıp sayılmazdı.
Bir gün doktorlar, uygun bir çift göz bulduklarını
söyleyerek kızı ameliyat ettiler.

Ancak o, gözünü açtığında yine aynı yüzü görmekten
korkuyordu. Fakat kör olmak zordu. En azından kimseye
yük olmazdı. Genç kız, ameliyat sonunda aynaya baktığında,
müthiş bir çığlık attı. Karşısında bir dünya güzeli vardı.

Gerçekten de harika bir kızdı gördüğü. Yüzündeki
bozukluklar tamamen kaybolmuştu. Çok kemerli olan
burnu düzelmis, kepçe kulakları normale dönmüş ve
yaban otlarını andıran saçları, dalga dalga olmuştu.
Genç kız, yanındaki yaşlı doktora sevinçle sarılarak:
“Sanki yeniden dünyaya geldim!” dedi. “Yüzümde hiçbir
çirkinlik kalmamış, estetik ameliyatı siz mi yaptınız?”
YaÅŸlı doktor: “Böyle bir ameliyat yapmadık kızım!.”
diye gülümsedi. Annenin bağışladığı gözleri
taktık. Sen, onun gözünden gördün kendini!.”

Leave a comment!Add comment
Kas
25

kaykay hikayesi

admin | Klasik Hikayeler

Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleÄŸi birincisine sorar, “Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?” Adam yanıtlar; “Evet, asla bir baÅŸka kadına bakmadım.” Sorgu meleÄŸi, “Åžuradaki Rolls-Royce’u görüyor musun? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin..” Sorgu meleÄŸi ikinci adama da aynı soruyu sorar ve ÅŸu cevabı alır; “Bir kez karımı aldattım ama bunu ona itiraf ettim. Beni bağışladı ve mutlu yuvamızı kurtardık.” Bunun üzerine sorgu meleÄŸi, “Åžuradaki Mercedes’i görüyor musun? Cennetteyken onu kullanacaksın..” der ve üçüncü adama da sorar, “Karını hiç aldattın mı?” Adam yutkunur ve şöyle der; “itiraf edeyim ki; bulduÄŸum her kıza asıldım ve her fırsatta onlarla yattım, birçoÄŸu ile beraber oldum. Üzgünüm.” Sorgu meleÄŸi; “Ehh” der, “Ama temelde iyi bir adamsın. Åžuradaki eski vosvos’u görüyor musun? Cennette onu kullanacaksın.” Bunun üzerine üç adam vedalaşır, arabalarına atlar ve kendi yollarına giderler. Birkaç hafta sonra ikinci ve üçüncü adam birlikte gezerlerken barın önünde birinci adamın Rolls-Royce’unu görürler. Bara girdiklerinde adamın periÅŸan bir halde, etrafındaki boÅŸ ÅŸiÅŸelerin arasında salya sümük oturduÄŸunu görürler ve ÅŸaşırırlar. “Heyy! ne oldu sana?” der ikinci adam, “Cennettesin, altında bir Rolls-Royce var, hersey mükemmel ama sen niye bu haldesin?” “Bugün karımı gördüm!” der birinci adam. DiÄŸerleri; “Aaaa! ne kadar güzel, peki derdin nedir?” diye sorarlar. Adam içini çekerek konuÅŸur, “Kaykay’la dolaşıyordu…”

Leave a comment!Add comment
Kas
25

Bu Kadar Sevebilir

admin | Hikayeler

Bir otobüs durağında karşılaÅŸmışlardı ilk kez….
Biri tıpta okuyordu, öbürü mimarlıkta. O ilk karşılaşmadan sonra, bir kere, bir kere, bir kere daha karşılaşabilmek için, hep aynı saatte, aynı duraktan, aynı otobüse bindiler.
Gençtiler, çok genç…
Birbirileriyle konuÅŸacak Cesareti bulmaları biraz zaman aldı ama sonunda baÅŸardılar. İkisi de her sabah otobüse bindikleri semtte oturmuyorlardı aslında. Delikanlı arkadaşında aldığı için o duraktan binmiÅŸti otobüse, kız ise ablasında…. Sırf birbirilerini görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çıkıp, ÅŸehrin öbür ucundaki o duraÄŸa, onların durağına geldiklerini, gülerek itiraf ettiler bir süre sonra… Okullarını bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok mutlu… Bazen iÅŸsiz, bazen parasız kaldılar ama öylesine sıkı kenetlenmiÅŸti ki yürekleri ve elleri hiçbir ÅŸeyi umursamadılar. Ayın sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir mimar olduklarında da hep mutluydular. Zaman aşımına uÄŸrayan, alışkanlıklara yenik düşen, banka hesabında para kalmadığı için ya da tam tersine o hesabı daha da kabarık hale getirmek uÄŸuruna bitip-tükeniveren sevgilerden deÄŸildi onlarınki… Günler günleri, yıllar yılları kovaladıkça sevgileri de büyüdü, büyüdü… Tek eksikleri çocuklarının olmamasıydı. Zorlu bir tedavi sürecine raÄŸmen çocuk sahibi olmayınca,

“bütün mutlulukların bizim olmasını beklemek, bencillik olur”

diyerek devam ettiler hayatlarına. Çocuk yerine, sevgilerini büyüttüler…
“senin için ölürüm”
derdi kadın, sımsıkı sarılıp adama ve adam

“hayır, ben senin için ölürüm”
diye yanıt verirdi hep… Bazen eve geldiÄŸinde, aynanın üzerinde bir not görürdü kadın,

“bir tanem, kütüphanenin ikinci rafına bak….
kütüphanenin ikinci rafında başka bir not olurdu,

“mutfaktaki masanın üzerine bak ve seni çok sevdiÄŸimi sakın unutma” mutfaktaki masadan, salondaki dolaba sevgi dolu notları okuya okuya koÅŸturan kadın, sonunda kimi zaman bir demet çiçek, kimi zaman en sevdiÄŸi çikolatalar, kimi zaman da pahalı armaÄŸanlarla karşılaşırdı… Aldığı hediyenin ne olduÄŸu önemli deÄŸildi zaten… Hayat ne kadar hızlı akarsa aksın, iÅŸleri ne kadar yoÄŸun olursa olsun hep birbirlerine ayıracak zaman buluyorlardı bulmasına ama kırklı yaÅŸların ortalarına geldiklerinde, daha az çalışmaya karar verdiler. Adam, hastaneden ayrıldı ve muayenehanesinde hasta kabul
Etmeye başladı. Kadın da mimarlık bürosunu kapadı ve sadece özel projelerde görev aldı. Artık daha fazla beraber olabiliyorlardı. Bir gün sahilde dolaşırken, harap durumda bir ev
Gördü kadın, üzerinde “satılık” levhası asılı olan.

“ne dersin, bu evi alalım mı?”
dedi adama.
“bu viraneyi yıktırır, harika bir ev yaparız. Projeyi kafamda çizdim bile. Kocaman terası olan, martıları kahvaltıya davet edeceÄŸimiz bir deniz evi yapalım burayı…”
“sen istersin de ben hiç Hayır diyebilir miyim?”
diye yanıt verdi adam.

“Amerika’daki tıp kongresinden döner dönmez ararım emlakçiyi… Kaç para olursa olsun! ,burası bizimdir artık….”

sadece bir hafta ayrı kalacaklarını bildikleri halde, ayrılmaları zor oldu adam Amerika’ya giderken. Her gün, her saat konuştular telefonla. Gözyaşları içinde kucaklaştılar havaalanında. Fakat birkaç gün sonra, kocasında bir tuhaflık olduğunu fark etti kadın. Eskisi kadar
Mutlu görünmüyor, konuşmaktan kaçınıyordu. Onu Neşelendirmek için, sahildeki evi hatırlattı
Ve çizdiği projeyi verdi kadın ama hiç beklemediği bir cevap aldı:
“canım, o ev bizim bütçemizi aşıyor. Sen en iyisi o evi unut…”

Mutsuzluk, mutluluğun tadına alışmış insanlara daha da acı, daha da çekilmez gelir. Kadın, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini söylemesi için yalvardı adama,
“senin için Ölürüm, biliyorsun, ne olur anlat”

diye dil Döktü boÅŸ yere… Yıllardır sevdiÄŸi adam, duyarsız ve sevgisiz biriyle yer deÄŸiÅŸtirmiÅŸti sanki. Ona ulaÅŸmaya çalıştıkça, beton duvarlara çarpıyordu kadın, her çarpmada daha fazla kanıyordu yüreÄŸi… Bir gün, çocukluÄŸunun, gençliÄŸinin ve bütün hayatının
Birlikte geçtiği arkadaşına dert yanarken,

“artık dayanamıyorum, sana söylemek zorundayım”

diye sözünü kesti arkadaşı.

“o, seni aldatıyor. İş yerimin tam karşısındaki restoranda genç bir kadınla yemek yiyor her öğlen. Sonra sarmaÅŸ dolaÅŸ biniyorlar arabaya….”

“sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanları”

diye bağırdı kadın.

Onca yıllık arkadaşını, kendisini kıskanmakla Suçladı….
Ertesi gün, öğle vakti o restoranın hemen karşısında bir köşeye sindi sessizce ve peri masallarının sadece masal olduÄŸunu anladı…

Kocasının eskiden aynı Hastanede çalıştığı genç çocuk doktorunu tanıdı hemen. Bazen evlerinde ağırladıkları kadına nasıl sarıldığını gördü adamın…
Akşam kocası eve gelir gelmez, bazen bağırıp, bazen ağlayarak, bazen ona sımsıkı sarılıp bazen de yumruklayarak haykırdı suratına her şeyi. İnkâr etmedi adam. Zamanla duyguların değişebildiği, insanların orta yaşa geldiklerinde farklılık aradığı Gibi bir şeyler geveledi ağzında ve bavulunu
Alıp gitti evden. Kapıdan çıkarken,

“son bir kez kucaklamak isterim seni”
diyecek oldu ama kadın,

“defol”
dedi nefretle…

İlk celsede boÅŸandılar…
Modern bir aÅŸk hikâyesinin Böyle son bulmasına kimse inanamadı. ArkadaÅŸlarının desteÄŸiyle ayakta kalmaya çalıştı kadın. Adamın, sevgilisiyle birlikte Amerika’ya yerleÅŸtiÄŸini öğrendi. Bazen yalnız kaldığında, onu hala sevdiÄŸini hissedince, aÄŸlama nöbetleri geçiriyor, aÅŸkın yerini, en az onun kadar yoÄŸun bir duygu olan nefretin Alması için dua ediyordu. Aradan bir yıl geçti… Her ÅŸeyin ilacı olduÄŸu söylenen zaman bile, kadının derdine çare olamamıştı.

Bir sabah, ısrarla çalan zilin sesiyle uyandı. Kapıyı açtığında, karşısında o kadını gördü.

“sen, buraya ne yüzle geliyorsun”
diye bağırmak istedi ama sesi çıkmadı.

“lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konuÅŸmamız gerekiyor.”
dedi genç kadın. Kanepeye ilişti ve zor duyulan bir sesle konuşmaya başladı:

“hiçbir ÅŸey göründüğü gibi deÄŸil aslında. Çok üzgünüm ama o bir Saat önce öldü. Geçen yıl Amerika’daki kongre Sırasında öğrendi hastalığını ve yaklaşık bir senelik ömrü kaldığını. Buna dayanamayacağını, hep söylediÄŸin gibi onunla birlikte ölmek isteyeceÄŸini biliyordu. Seni kendinden uzaklaÅŸtırmak için, benden sevgilisi rolünü oynamamı istedi. Ailesine de haber vermedi. Birlikte Amerika’ya yerleÅŸtiÄŸimiz yalanını yaydı. Oysa ilk karşılaÅŸtığınız otobüs! Durağının karşısında bir ev tutmuÅŸtu. Tedavi görüyor ve kurtulacağına inanıyordu ama olmadı. Gece fenalaÅŸmış, bakıcısı beni aradı, son anda yetiÅŸtim. Sana bu kutuyu vermemi istedi…

gözlerinden akan yaşları Durduramayacağını biliyordu kadın. Hemen oracıkta ölmek istiyordu. Eline tutuşturulan kutuyu açmayı neden sonra akıl edebildi. İtinayla katlanmış bir sürü kâğıt duruyordu

Kutuda. İlk kâğıtta,
“lütfen bütün notları Sırayla oku bir tanem”
 diyordu…

Sırayla okudu;

“seni çok sevdim”,
“seni sevmekten hiç vazgeçmedim”,
“senin için ölürüm derdin hep, doÄŸru söylediÄŸini bilirdim.”
“fakat benim için ölmeni istemedim”
“ÅŸimdi bana söz vermeni istiyorum.”
“benim için yaÅŸayacaksın, anlaÅŸtık mı?”

son kâğıdı eline alırken, kutuda bir anahtar olduÄŸunu gördü kadın… Ve son kâğıtta ÅŸunlar yazılıydı:

“sahildeki evimizi senin çizdiÄŸin projeye göre yaptırdım. Kocaman terasta martılarla kahvaltı ederken, ben hep seni izliyor olacağım….”

Leave a comment!Add comment
Kas
25

Kral ve Esleri

admin | Gercek Hikayeler

Bir zamanlar, büyük ve güçlü bir ülkeyi yöneten bir kralın dörtte eÅŸi varmış.Kral en cok dörtüncü eÅŸini severmiÅŸ, bir dedigini iki etmez , her ÅŸeyin en güzelini en iyisini ona verirmiÅŸ. Kral üçüncü eÅŸinide çok severmiÅŸ bu güzelliÄŸin bir gün kendisini terk edebileceÄŸinden korktugu için onu kıskanır üzerine titrermiÅŸ. ikinci eÅŸini de çok severmiÅŸ. Kendisine karşı her zaman iyi ve sabırlı davranan eÅŸi kralın ne zaman bir derdi olsa daima onun yanında bulunur sorunun çözümünde ona destek verirmiÅŸ.Kraliçe olan birinci eÅŸiymiÅŸ kralın onu karşılık beklemeden en çok seven,saÄŸlığına ve hükümdarlığına en çok katkıyı saÄŸlayan bu eÅŸi olmasına raÄŸmen kral birinci eÅŸini sevmez ve onunla hiç ilgilenmezmiÅŸ. Bir gün kral ölümcül bir hastalığa yakalanmış. Yakında öleceÄŸini anladığı ve öldükten sonra yapa yalnız kalmaktan korktuÄŸu için eÅŸlerinden hangisinin ölüm yalnızlığını kendisiyle paylaÅŸmak isteyebileciÄŸini öğrenmek istemiÅŸ.En çok sevdiÄŸi dördüncü eÅŸine ölüm yolculuÄŸunda kendisine eÅŸlik edip edemeyeceÄŸini sorduÄŸun da aldığı yanıt ”mümkün deÄŸil!”olmuÅŸ…”Hayatım boyunca seni sevdim sen benimle birlikte ölmeyi kabul eder misin?”sorusuna üçüncü eÅŸi de”hayır,hayat çok güzel sen ölünce ben yeniden evleneceÄŸim…”diye yanıt vermiÅŸ. Kral bir kez daha yıkılmış.Bu defa her sorununda,her zaman yanında olan bana yardım eden sendin bu sorunumda da bana yardımcı olur musun?sorusuna karşı ikinci eÅŸinden :
”bu sorunun için hiç bir ÅŸey yapamam olsa olsa sana mezara kadar eÅŸlik eder güzel bir cenaze töreni yaptırır ve yasını tutarım”karşılığını almış.
Büyük bir hayal kırıklığı yaşamakta olan kral birinci eşinin sesiyle irkilmiş:
”nereye gidersen git seninle olurum,seni takip ederim”
”ahh…”diye inlemiÅŸ kral
”keÅŸke bir sansım daha olsaydı”
hikayemiz böyle
hayatta hepimiz dört eşliyiz aslında
dördüncü eÅŸimiz vücudumuzdur…onun güzel görünmesi için ne kadar zaman kaynak ve çapa harcarsak harcayalım öldüğümüzde bizi terk edecektir…
üçüncü eşimiz;sahir olduğumuz servetimiz ve statümüzdür. ölür ölmez başkalarına yar olacaktır.
ikinci eşimiz ise; ailemiz ve dostlarımızdır. tüm sorunlarımızı paylaştığımız bu kişilerin en son yapabilecekleri şey,dünyadan gözleri yaşlı uğurlamak olacaktır
birinci eÅŸimiz ise ruhumuzdur. o her zaman bizimledir ve biz nereye gidersek gidelim bizimle gelir.
UNUTMAYIN!!!
yediklerimiz değil hazmettiklerimiz bizi güçlü yapar.
kazandıklarımız değil biriktirdilerimiz bizi zengin eder.
okuduklarımız değil hatırladıklarımız bizi bilgili yapar.
başkalarına verdiğimiz öğütler değil bizzat uyguladıklarımız bizi insan yapar.

Leave a comment!Add comment
Kas
25

Dilimdeki Kesik

admin | Klasik Hikayeler

Kutuplarda ayı avcıları buzların içine jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir, keskin tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken kendi dili kesilirmiş. Ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez, kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince olduğu yere yığılırmış. Avcıda gelip derisini yüzermiş. Avcılar ayıları kurşunla vururlarsa ayının postu delinir ve bu yüzden çok para etmeyeceği için bu yolu denerlermiş.
Åžimdi o kan tadını kendi dilimde hisseder gibiyim.Bu bilgiyi öğrenince anladım dilim yıllardır kesikmiÅŸ benim… Yıllardır ben de kendi dilimden akan kanı emip duruyormuÅŸum…
BaÅŸlarda gücümün tükendiÄŸini, kan kaybettiÄŸimi fark etmiyordum. Ama artık ediyorum. Kanım tükeniyor ne zamandır. Böyle giderse yere yığılmam ve birilerinin gelip derimi yüzmesi yakındır…
Yıllardır kendi kanımı emmekten bu hayatta kabul gören her ÅŸeye meydan okuyacak cesareti bir türlü bulamadım kendimde… Oysa kurtuluÅŸum bu cesareti bulmamdan geçiyordu…
Bu cesareti bulamadığım için çareyi kendi kanımı emmekte bulmuÅŸtum. TükeneceÄŸimi bile bile…
Dilimi kesen o keskin bıçağın ne olduÄŸunu anlamaya kalkışmadığım için… VaroluÅŸunun o arka bahçesine hep gözlerimi kapattım. Küçük bir inanç yeterdi yaÅŸamam için. O yaÅŸayabilmek ve ayakta kalabilmek için ihtiyacım olan kendimi aldatma inancı… Bu küçük ve zavallı inanç kendi kanımı emerken kendimi unutmama yeterdi. Böyle yaptım.
Hayatı o keskin bıçaktan deÄŸil, okullarda bana öğretilenlerde arayıp bulmaya çalışmıştım. Kanım tükenmeye yüz tutunca anlamıştım, okullarda hayatı öğretmiyorlardı, aksine okullarda hayatı olduÄŸu gibi görmemem için gözlerimi baÄŸlıyorlardı. EÄŸitim başımı eÄŸip dilimi o keskin bıçağın üzerine sürmemi öğretmiÅŸti bana…
Gözlerim baÄŸlıyken öğrendiÄŸim ÅŸey hep suçlu olduÄŸum ve hiçbir zaman bu suçtan kurtulamayacağımdı… Gözümdeki bağı çıkarıp atmaya her kalktığımda suçlu hissediyordum kendimi. Gözlerim baÄŸlıyken yaÅŸamanın ve bu suçtan kurtulmamın bedeli alçaklığı ve ikiyüzlülüğü becerebilmekti… Aç kalmamak istiyorsam ikiyüzlü ve alçak olmam gerekiyordu… Ve durmadan kendi kanımı emmem.
Bu yüzden beni kim mutsuz ediyorsa, kim gözlerimi baÄŸlayıp usul usul kanımı emiyorsa ona tapıyordum… Bildiklerimi unutturanlara… Bak sana doÄŸruları öğretiyoruz, sarıl onlara ve geleceÄŸe hazırlan, diyorlardı bana… Gözlerimi baÄŸlayanların doÄŸrularına sarılıyordum ben de. Kendi kanımın kokusundan o bu doÄŸruların içindeki hile ve ihtiras kokusunu duyamıyordum… GeleceÄŸim, diye sarıldığımın usul usul bir tükeniÅŸ, bir harcanma olduÄŸu fark edemiyordum. Ben kendi kanımı emerken gözlerimi baÄŸlayanlar da düşlerimi emiyorlardı. Bana ne sunarlarsa, ne gösterirlerse ona inanmakla ve baÄŸlanmakla görevli sayıyordum kendimi… Bir zeka tutulmasıydı yaÅŸadığım, budala bir inanıştı… İşte zaman zaman kendime duyduÄŸum hayranlığın temelinde bu zeka tutulması, bu budala inanışlar vardı. Kendime hayran oldukça kendi kanımı daha bir iÅŸtahla emiyordum…
Bazen gözlerimdeki baÄŸlardan sıkılır, onu hafifçe aralar, hayatın nasıl bir yer olduÄŸuna ve varlıkların ardında nelerin saklı olduÄŸuna bakardım… İşte o zaman ne denli ikiyüzlü ve alçakca bir yaÅŸam sürdürdüğüme bir kez daha tanık olurdum. İşte o zaman hiçbir acımasız zenginin suratına cesurca tükürmediÄŸimi ve gözlerimdeki bağı sonsuza dek atamadığım sürece bunu hiçbir zaman yapamayacağımı anlardım… İşte o zaman aklıma ÅŸairler bilgeler, deliler, cesur nihilistler gelirdi, o soylu yoksullar gelirdi, gözlerim baÄŸlı olmadığımda gizli gizli okuduÄŸum: Eski Yunan’da yaÅŸamış ve kendi kanını emmemek bir fıçıda yaÅŸamayı göze alan, karnı acıkınca ise karnını sıvazlayıp; bakın ne güzel doydum, diyen ve onu ondan kopartacak her ÅŸeyle bağını kopartmış Diyojen gelirdi…
Bir gün zenginin biri Diyojen’i evine götürmüş, adamın evi çok lüks ve tertemizmiÅŸ: Yerlere sakın tükürme, her yer çok temiz demiÅŸ, adam Diyojen’e… Diyojen, kalkıp adamın yüzünün ortasına tükürmüş ve: Bu evdeki en pis yer senin yüzün, o yüzden tükürdüm yüzüne, demiÅŸ…
Gözlerim baÄŸlıyken Dijonen’in hep bu sözünü düşünür kalbim çaresiz bir umutla çarpardı… Kalbim, uzağımda kalmış cesur çıkışlara, hep ertelediÄŸim yolculuklara, bir yerim var bana çok yakın, ama benden uzakta diyen o hasretime çarpardı…
Ben Diyojen gibi yaÅŸamak isterdim, ama okullarda bana ve benim gibilere ya zengin, zengin olamazsanız, dilenci olacaksınız, diye öğretirlerdi…
Zengin ve dilenci… Lüks içinde ve asalak… Ortası yoktu sanki. Hayatı, düşleri, anlamları omuzlarında taşıyan baÅŸkaları yoktu. Diyojenler, ÅŸairler, deliler, bilgeler, isyankarlar ve o soylu yoksulların yeri yoktu bana sundukları bu toplum haritasında… Çünkü cesaret isterdi ÅŸair, bilge, deli, isyankar ve soylu bir yoksul olmak için… Bu hayatın arka bahçesini, varlıkların ve görünenlerin ardındakileri görebilmek için çok cesur ve çılgın olmam gerekiyordu… Gözlerimi baÄŸlayarak bana kabul ettirmek istedikleri her ÅŸeye koÅŸulsuz meydan okumam gerekiyordu…
Kabul etmek ve boyun eÄŸmek içinse sadece sahte bir yaÅŸam umudu, giderek karaktere dönüşen bir ikiyüzlülük ve bolca alçaklık yeter artardı bile… Bunlar da bende çokça vardı zaten. Kanımın tadını sevmeyi öğrenmiÅŸtim çoktan. Gözlerim baÄŸlıyken daha huzurluydum… Gözlerim baÄŸlıyken kendimi saf ve ahlaklı buluyordum. Gözlerim baÄŸlıyken çirkeften ve kötülükten uzak sanıyordum kendimi… İyiliklerim dakik ve planlıydı. İyi olma günlerim vardı… Ahlaklı ve örnek insan olma haftalarım vardı… Beni mutsuz edenlere ve harcanmak için ellerine geleceÄŸimi teslim ettiÄŸim insanlara tapma mevsimlerim vardı…
HiçliÄŸin silahları gelip içimdeki boÅŸluklardan vurmasın beni diye, daha uzun aralıklarla açıyordum gözlerimdeki baÄŸları… Kalbime benden çok uzaktaki, ama bana çok yakın olan o yaralı ve o uyumsuz yanımı küçümsemeyi öğretiyordum durmadan…
Kaçış günlerimi, yalan yere umutlandığım yılların içinde görünmez kılıyordum… EdindiÄŸim en büyük tecrübe kendimi aldatmada gösterdiÄŸim o denenmiÅŸ, o büyük tecrübeydi…
Kendimi aldatmamamın bir sınırı yoktu… ÇoÄŸu kez yoksullardan yana gözükürdüm, ama hiçbir ÅŸeyden korkmadığım kadar korkardım yoksulluktan… Yoksulluk bana yaÅŸamadan ölmeyi hatırlatırdı hep…
Hatta o çamurlu kaldırımlar, karanlık sokaklar, izbe ve metruk evler, o hastalık taşıyan evler ölümden daha çok ürkütürdü beni…
Kendimi kendi gözümde aklayabilmek için ideolojilere baÄŸlanırdım, kuramlara, öğretilere… Çıkar gözetmeyen duygular içinde olduÄŸuma inandırırdım kendimi… Oysa en çıkar gözetmeyen duygular içindeyken bile bilirdim ki ne yapıyorsam hep kendim için yapıyordum. Kendimi daha çok sevmek için… Kendime duyduÄŸum hayranlığı biraz daha pekiÅŸtirmek, güce ve daha çok önemsenmeye duyduÄŸum ihtiyacımı giderebilmek için…
Oysa kendi kanını emen ve emdikçe tükenen biri için kendini sevmek ne kadar mümkün olabilirdi ki… Gözleri baÄŸlı olduÄŸu için hayatın arka bahçesini ve varlıkların görünmeyen yüzünü görmekten hep korkan biri giderebilir miydi hayran olunmaya duyduÄŸu o hastalıklı ihtiyacı… Güce ve önemsenmeye duyduÄŸu açlık, daha derin ve daha onulmaz boÅŸluklar açarak büyümez miydi insanın içinde.
Gerçek yüzünü göstermeden sevilebilmek… Hayranlık ihtiyacı… Güce ve önemsenmeye duyulan saplantılı arzu… Bütün bunlar toplumsal bir sahtekar olmadan elde edilebilir miydi…
Ben ne istiyorsam, onlar da onu istiyordu görüştüğüm, birlikte olduÄŸum insanlar… Hepimiz sahtekar olduÄŸumuz için birbirimize katlanıyorduk… Bir alışveriÅŸ dünyasıydı kurduÄŸumuz dünya. Ben onları önemsiyor, seviyor, hayranlık duyuyor gibi yapıyordum, onlar da aynısı bana yapıyorlardı… Birbirimizi seviyor gibi yapıyorduk… YaÅŸamıyorduk sanki… SöylediÄŸimiz yalanlarla birbirimizi yaÅŸatmaya çalışıyor, boÅŸluklarımızı kapatmak için bir araya geliyor, bir araya geldikçe daha sona kapatma vaatleriyle birlikte boÅŸluklarımızı daha da büyütüyorduk…
BoÅŸluklarım büyüdükçe güce ve önemsenmeye duyduÄŸum ihtirasım daha da artardı… Bana dayatılan doÄŸrular nasıl birer hileyse, içimde büyüyen ihtiraslar da kötülük yapma arzusu olarak belirirdi içimde…
Åžehirde böyle bir moda yayılmıştı çünkü. Kötüler daha çok ilgi görüyordu. Kötüler daha çekici geliyordu insanlara. İyilik hep yedekteydi. Kötülük afiÅŸlere yazılıyordu… Birbirimizi önce zor duruma düşürecek, aldatacak, kırıp incitecek, sonra birbirimizde açtığımız yaraları sarmaya çalışacaktık. Nasıl birbirimizi seviyor gibi yapıyorsak, iÅŸte yaralarımızı öyle sararmış gibi yapacaktık… Duruma göre, gücü gücüne yetene göre, bazen kurban, bazen cellat olacaktık… İliÅŸkilerde bazen minnettar kalıyormuÅŸ gibi yapacaktık birbirimize, ama hiç beklemedik anlarda birbirimize gerçekten acımasız despotlar gibi davranacaktık…
Bir araya geldiÄŸimizde sevgi, dostluk, fedakarlık gibi sözcükler uçuÅŸup duracaktı aramızda… Bu sözcükleri kanı çekilene kadar birbirimize söylemekten hiç usanmayacaktık…
Oysa gözlerimiz ne kadar baÄŸlı olursa olsun, kendi kanımızı emmekten ne kadar zevk alırsak alalım, kalbimizin arkasında baÅŸka bir kalp, ruhumuzun arkasındaki bir baÅŸka ruh birbirimizin arkasından söylenenleri eÄŸer bilebilecek olsaydık bu sözcüklerin aslında ne kadar anlamsız olduÄŸunu hatırlatacaktı bize…
Sevgi, dostluk, fedakarlık sözcükleri aramızda ne kadar uçuÅŸursa uçsun aslında nereye doÄŸru yolculuk yaptığımızı, gözlerimizin hangi hedefe takılı kaldığını biliyorduk… ZenginliÄŸin kalbine, lüksün içine… İşte bu yüzden hayranlık duyduklarımızın önünde köle, küçümsediklerimizin karşısında ÅŸeytan rolüyle çıkardık…
Oysa ne köle olmayı baÅŸarabiliyorduk, ne de ÅŸeytan… Sadece birer köle taklidi, sadece birer ÅŸeytan taklidiydik. Sıradanlıktan kurtulabilmek için birbirimize yaptığımız kötülükler hayatın bize yaptığı kötülükleri deÄŸiÅŸtirmeye yetmeyecek kadar aciz ve sıradandı… Birbirimize yaptığımız kötülükler sadece önünde diz çöktüklerimizin iÅŸine yarıyordu… Birbirimize yaptığımız ve yapmayı düşündüğümüz kötülükler, biz o zavallı rollerimizin içinde kıvranıp dururken sadece hayatın o büyük kötülüğünü çoÄŸaltmaktan baÅŸka bir iÅŸe yaramıyordu oysa…
Hayatın o büyük kötülüğü çoÄŸaldıkça zengin olma umutlarımız giderek azalıyor, bu umut azaldıkça gözlerimiz acı çekmeden dilenci olmanın yollarına çevriliyordu… Çünkü tarihin bütün kötü zamanlarını içine alarak ve çaÄŸların arasında gitgide kaybolan ülkemiz sadece iki ÅŸekilde yaÅŸamanın yollarını gösteriyordu bizlere: Ya lüks içinde yaÅŸayacaktık ya da asalaklığı tercih edecek, sadaka alarak yaÅŸayacaktık… Ve arada kalanları hep unutarak… Arada kalanları unutarak yaÅŸamanın yolu ise her geçen gün daha da yırtıcı olmanın yollarını öğrenmekten geçiyordu… Yırtıcı, ama hiç fark edilmeyecekti… Yıkıcı, ama kibarlıkla süslü. Acımasız, ama kültürle boyanmış ve gizlenmiÅŸ olacaktı… Birileri yok edilecekti, ama bu yok ediliÅŸ hemen gözlerden kaçırılacaktı. Çatışmalar çıkacak, hayatlar söndürülecekti, ama trafik aksamayacak, mahvedilen hayatların önüne hemen bir paravan çekilip; hiç ÅŸey yok, herkes eÄŸlencesine devam etsin, denilecek ve hayat kaldığı yerden yine akmaya devam edecekti…
Kimse yaptığı kötülükten kendisini sorumlu tutulmayacaktı… Caniler geçmiÅŸte anneleri tarafından az sevildikleri için yaptıklarından dolayı sorumlu olmayacaktı… ZenginliÄŸi elde edebilmek için kendilerinden güçsüzleri hınçla ezip geçtiklerinde, çocukluklarında maÄŸduriyet yaÅŸadıkları için böyle davrandıkları söylenip bağışlanacaklardı…
İsyankarlıkları ancak düzenin bir parçası olduÄŸunda hoÅŸ görülebilecekti… Kimsenin üzerinde kalmayacaktı kötülük… Åžeytan dünyayı terk edip gidecekti.Ya afiÅŸlerde kalacaktı adı, ya da ÅŸehrin en kalabalık, ama insanların kendisini en yalnız hissettiÄŸi meydanlarda sevimli bir palyaço gibi gezdirilecekti… Ölüm bizden hep uzakta, ölüm sadece çamurlu ve yoksul sokaklara yakışan iÄŸrenç bir durum olarak hissedilecekti… Annemizin sütünden sonraki en helal ÅŸey olan ölüm sadece baÅŸkalarının başına gelen kötü bir skandal sayılacaktı… İyilik kötülüğe eÅŸdeÄŸer olacaktı, hayat ölüme… İnsanlar vatanlarını çok sevdiklerini söyleseler de, onu her geçen gün biraz daha az tanıyacaklardı…
Tıpkı kendilerini daha çok sevdiklerini sandıkça kendilerinden nasıl biraz daha uzaklaşıyorlarsa öyle yanlış, öyle eksik seveceklerdi vatanlarını…
Gözümdeki bağı kaldırıp hayata baktığım o kısacık anlarda görmüştüm iÅŸte bunları… Bir de uykusuz kaldığım gecelerde… Dilimdeki kesik en çok böyle zamanlarda acı verdi bana… Bu yüzden artık onu bana çok uzak, ama çok yakın kendimi geri çağırmak için kullanmalıyım… Ne kadar acırsa acısın bana bugüne dek ne kabul ettirilmeye çalışılmışsa onlara meydan okuyabilmek için varolmalı o benim için…
Bu azalmış kanımla ne kadar uzağa gidebilirim ki; ama artık başkaları değil, tüketeceksem ben tüketmeliyim onu..
BaÅŸkalarına acı ve mutsuzluk vermediÄŸim bir yer olmalı… Yıkıcı ve acımasız olmadığım… Varsın kimse hatırlamasın beni… Artık gözlerimdeki baÄŸa deÄŸil, kafamdaki karışıklığa tapmalıyım..Kendi kanıma deÄŸil, Diyojenlere, ÅŸairlere, bilgelere, delilere, o soylu yoksullara tapmalıyım..
Yalan söylediÄŸimde en dilimdeki kesik hep sızlamalı… Lüks içinde yaÅŸamak ya da sadaka almak için birilerine yalvardığımda daha çok sızlamalı… Böyle anlarda bana hep kendisini hatırlatmalı…
Beni bilmeden yaÅŸadığım bu ısmarlama hayatım deÄŸil, her ÅŸeye raÄŸmen öğrendiklerim mahvetmeli…
Avcılar değil, beni gözümü bağlayanlar yüzünden değil, mahvolacaksam ben kendi istediğim için mahvolmalıyım.
Çünkü ben kendi kanımı emerken hayatın arka bahçesinde, varlıkların ardında ne olmuÅŸsa biliyorum ki benim yüzümden oldu… Biliyorum artık dünyadaki bütün yıkımlar, bütün katliamlar dilimdeki bu kesik yüzünden oldu…

CEZMİ ERSÖZ

Leave a comment!Add comment
« Previous Entries --
hikayeler Hikaye yemeklerden hikayeler
Ucretsiz Hizmetler
yemeklerden yemek tarifi turk chat sohbet yemek tarifleri yemek tarifi