7
Dort Duvar
admin | Gercek HikayelerSabah seni yine rüyamda görmüş olmanın sevinciyle uyandım.Rüyamın etkisiyle evin içinde dolaştım bir süre; ne yapacağını bilmeyen bir serçe misali. Her zamanki gibi detayları hatırlamak için uğraştım saatlerce. Ne olmuştu o asır gibi gelen ama bilimsel açıklamasında 5-6 saniye olduğu söylenen rüyada. Bir bulmacanın bir yap bozun parçalarını birleştirircesine ayrıntıları inceledim. Ortaya yine bin bir çeşit anlama gelecek şeyler çıkmıştı. Korku, endişe, sevinç, mutluluk tam bir kozmopolitik yapı ama ayrıntılardan ziyade senin o rüyada olman yetiyordu bana.
Kendime ancak yüzüme çarpan soğuk su ile geldim. Akabininde evde hayalet gibi dolaşıyordum. Aynada kendimi seyrettim uzun uzun. Ayna bir oyun mu oynuyordu bana yoksa aynadaki akis gerçekten ben miydim? Bir hortlağa benzemiş çökmüş yüz benim miydi?
İki gündür evden hiç çıkmadığımı hatırladım. Stajım vardı, iÅŸlerim vardı ben ise evdeydim. İki gün kocaman iki günü düşünerek geçirdim özellikle seni ve bizi. Dört duvar arasında , iki gün, dört duvar sen ve ben…
YavaÅŸ yavaÅŸ hatırladım o iki günü. Birkaç kere kapı çalmıştı ama açmamıştım oysa annemler elektrikçi, sucu, doÄŸalgazcı bilumum fatura sayarın geleceÄŸini onlara kapıyı açmam gerektiÄŸini gittiklerinin son dakikasına kadar tekrarlamıştı. O kadar ısrar etmiÅŸlerdi ki ” sende gel herkes çok özlemiÅŸ seni görmek istiyor ” benim ise aÄŸzımdan çıkan üç kelime. Stajım var gelemem… ama ÅŸimdi evdeydim hem de iki gündür. Sahi ev telefonunun neden hiç sesi soluÄŸu çıkmamıştı , ya biran olsun hiç susmayan, her çalışında beni yerimden fırlatan cep telefonuna ne olmuÅŸtu? Aslında belki yüzlerce kez çalmıştı ama beklediÄŸim melodi bir türlü çalmıyordu. Herkes aradı; senelerdir beni aramayan teyze çocukları bile aradı “niye gelmedin” diye bir sen aramadın…
Belki de ilk kez soÄŸuk Kenya gecelerini özlediÄŸimi fark ettim. O ismi her anıldığında içimde bin bir nefret uyanan Kenya’yı özlemiÅŸtim, o iki sene boyunca daha önce hiç yaÅŸamadığım acıları, ihanetleri, nefreti bana yaÅŸatan Kenya’yı özlemiÅŸtim. O soÄŸuk ÅŸehirler arası yolculuÄŸu özlemiÅŸtim, ucunda annem babam kokanı deÄŸil ismini bile hep farklı telaffuz ettiÄŸim Konya’ya olanını.
Neydi bu kadar nefretin sebebi., bir şehirden neden nefret edilirdi ve neden sonradan nefret edilen bu şehre özlem doğardı: üniversiteye girmek iki seneyi almıştı. Bin bir çeşit planlar yaparak en sonun da herkesin kaçtığı o kadim şehre ben gitmiştim kararlıydım kaçmayacaktım. O şehrin sokaklarında bir toz bulutuydu yaşamak. Namus metre ile alınır fazilet kilo ile satılırdı. Sabahları yalan girerdi pencerelerden güneşten önce. Dev arenalara benzeyen sokakları kan ve zulum kokardı. Gece olunca duvarlar utanırdı duvarlığından, eller ve ayaklar bütün gece öğrenci evlerinde yıkanmayı bekleyen kirli bulaşıklar gibi beklerdi sabahı. Bir semtinde amonyak içki kokuları diğer bir semtinde parfüm kokuları karışırdı havaya. Daha ilk aylardan başladı nefret ve ihanet. İlklerin değeri çoktur; ilk korku, ilk yürüyüş, ilk ağlayış, ilk isyan, ilk nefret, ilk öç alma isteği, ilk ihanet ve daha sayamadığım bir sürü ilki yaşattı o şehir bana. Sadece kin , nefret değil sevgiyi de, tecrübeleri de, mutluluğu da yaşattı ama sanki zamanla yapılan her zamanki pazarlıkla almak istiyordu görünmez bir güç elimden her şeyi.
İlk Kenya da kapanmıştım eve. Haftalarca bir hayalet misali dört duvar, dört gün, dört ay, dört asır ve ben. Sonra alınan reformlar yeni kurallar yeni bir ben ve yeni bir yaÅŸam. Bunların hemen akabininde karşımdaki sen. Her ÅŸeye baÅŸtan baÅŸlamak seninle. Belki de benzer yazgılara sahip iki kiÅŸinin buluÅŸtuÄŸu bir kavÅŸakta buluÅŸtuk. Kadere pek inanmam bilirsin ama belki de uzun zamandır yürekten demediÄŸim bir söz ” belki de kader buluÅŸturdu bizi”.
Üç ay; Mayısı Nisana baÄŸlayan bir gecede beraberdik Haziranı Temmuza baÄŸlayan bir gecede ayrı düşüyorduk. Bu yeni kurduÄŸum yaÅŸamdaki ilklerden biriydi; ilk ayrılış. İşte o gün yüreÄŸime bir sancı saplandı, ilklerin önemi. Kafamda bin bir çeÅŸit endiÅŸeyle yolladım seni Kenya’nın o soÄŸuk ve ÅŸehirler arası terminalinden senin sıcak ÅŸehrine. Çok deÄŸil bir saat sonra bende yolcuydum ama daha o zaman bir acı belirdi içimde; sensiz geçen bir saat. Senle baÅŸladığım yeni bir yaÅŸam bu yaÅŸamda seni en tepeye oturtmam ve bunu yürekten yapıp sana da göstermem. Belki de sana kısa gelen üç aylık zaman sonunda bile bana acı çektiren sensiz bir saat. İlk mola yerinde senden gelen o sıcak ses; benden bir saat önce burada oluÅŸun.
Åžehre duyduÄŸum özlem sendendi , nefret ise hala içimde gizli…
Yangının deliren avuçlarında mavi bir sıçrayıştı ayrılık, bağırmak ne ki sahibini arıyordu yürek. Kurmalı bir saati andıran hayatın ilerleyen tik taklarında geliyordum kendime. BeklediÄŸim istediÄŸim çok fazla ÅŸeyler miydi? Yapılması imkansız mıydı? Oysa senle yapılan saatlercelik sohbetlerde edilen cümleler hep ortaktı, istekler beklentiler hep aynıydı, korkular benzerdi. Peki ama neden pratiÄŸi farklıydı. Sevgi fedakarlıktı, ilgiydi ve bunları yaÅŸama uygulamaktı. BaÅŸka bir ÅŸimdi yoktu. Saatler 12:48′i takvimde 3 aÄŸustosu gösteriyordu.
Zaman ne çabuk akıyordu randevusuna geç kalmış misali. Ne kadar dolu yaÅŸamıştık beraber geçen günleri ve senin hit sözcüğün “anlatsam sana anlatamadıklarımı dökebilsem içimi ” peki ne zaman anlatacaktın, beklenen neydi. Neden kendi kendimizle yaptığımız savaşı hep baÅŸkaları kazanıyordu? Neden..? Bunların hepsini ÅŸu iki güne sığdırmak zordu Beraber geçen zamanın ayrıntılarını iki güne sığdırmak zordu….
Ayrılık saatiyle içimdeki fırtınanın büyümesi çok kısa bir zaman almıştı bu iki günde hep yaptığım dindirmeye çalışmak oldu bu hırçın fırtınayı…
Bütün bunları düşünürken kendimi dışarıda buldum hayret iki günün sonunda dışarıdaydım. Artık bedenimin kontrolünü kaybetmiÅŸ olmalıydım, kim dayana bilirdi ki bu iki günlük ev hapsine. Bazen iç güdülerimin bedenimi yönetmeye baÅŸladığını hissetim. KeÅŸke hep iç güdülerimi dinleye bilsem, mantığı bir kenara bırakıp keÅŸke hep duygularımın peÅŸinden gidebilsem , o keskin bıçağın üzerinde koÅŸabilsem özgürce, o sırat köprüsüne benzer uçurum kenarında oynaya bilsem delice, bağırabilsem seni bir çocuk neÅŸesiyle. Peki ama nerdesin?…
İyi geliyor açık hava. Canlandığını hissediyorum hücrelerimin. GüneÅŸ ÅŸimdilerde ısıtmıyor eskisi kadar. Heykeldeyim Bursa’nın merkezinde. İnsanlar bir telaÅŸtır gidiyor, herkes kaptırmış kendini bir ÅŸeylere. Vitrinlerin yalancı çekiciliÄŸine bırakıyorum kendimi. Birden sen düşüyorsun aklıma yarın 4 aÄŸustos yani doÄŸum günün, burada olsaydın vitrindeki ÅŸu güzel saati alırdım sana. Nerdeyse doÄŸum gününü unutacak kadar seni düşünmüştüm iki gün boyunca. Ne garip deÄŸil mi?
Hava kararmaya başlıyor yavaş yavaş. Eve dönme vakti yaklaştı gecenin karanlığından kaçma vakti geliyor sensiz geçen her saniye ile birlikte.
Eve gitmeden önce bir kitap evine giriyorum çok değil kısa bir süre sonra elimde bir kitapla dışarıda buluyorum kendimi. Benim için zaten hep anlamadığım bir ayin olmuştur kitap almak. Bu geceyi de kitap okuyarak devireceğim, tıpkı bir önceki gibi daha önceki gece gibi. Kendimi kötü hissettiğim her zaman olduğu gibi evime gidip kitaplarıma sığınacağım.
Eve doğru yürüyorum ağır adımlarla, insan selinin içinde. Birden yanımda olman duygusu çöküyor içime. Son zamanlarda bu o kadar çok oluyor ki. Kafamda sen ile eve yollanıyorum. Ben bunlarla uğraşırken galiba o benden habersiz , bak aramadı hiç, sormadı. Peki yürekte hissediyor ama neden uygulamıyor? Düşündükçe sinirlenerek kendime eve varıyorum. Ev tam takır ıpıssız. Duvarlar sanki üstüme üstüme geliyor. Kendime gelmek için bir kahve yapıyorum. Tam kahvemi almış yeni aldığım kitabımı okumaya başlamışken kapı çalınıyor. Önce açmayı düşünmüyorum tıpkı diğer sefer çalınanlar gibi ama kapının arkasındaki, her kimse karar vermiş içeri girmeye. Öyle ısrarlı çalıyor ki dayanamıyorum kalkıp yerimden istemeye istemeye kapıya yöneliyorum. Arkadaşlar merak etmişler kaç gündür haber almayınca . onlarda artık biliyor bu sahneyi elimde kahvem kitap dört duvar ve ben. Bilmedikleri ise kafamdaki düşünce sen.
Hazırlan hadi çıkıyoruz diyorlar. Kabul ediyorum çaresizce itiraz edecek hali bulamıyorum kendimde. Tamam diyorum ama önce yapmam gereken bir şey var
Telefona sarılıyorum seni arıyorum ve uzaktan soğuk bir ses geliyor
Efendim….




Discussion
Add A Comment