<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikayeleri hikayeler hikaye Chat Sohbet mIRC &#187; Hikaye</title>
	<atom:link href="http://hikaye.yemeklerden.com/hikaye/hikaye/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hikaye.yemeklerden.com</link>
	<description>Dini hikayeler, Gercek Hikayeler, hikaye ekleme, Erotik hikayeler, Odev, Saglik, Kim, Kimdir, nedir hepsi Burada</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Dec 2011 09:33:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>iki elma</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/iki-elma.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/iki-elma.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:24:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=213</guid>
		<description><![CDATA[Tarih 12 eylül ihtilalinin hemen sonraları&#8230; Bir çok devlet kurumunun başında halen asker kökenli insanlar bulunuyor. Kayseri’ nin o zamanlar merkez köyü olan şimdilerde metropol Melikgazi ilçesine bağlı Nize köyü ve zamanın muhtarının köye getirmeye çalıştığı telefon santralinin bir hikayesidir bu aslında. Muhtar defalarca müracaat etmesine rağmen bir türlü köyüne telefon santrali getirilmesini sağlayamamıştır. Ufak [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Tarih 12 eylül ihtilalinin hemen sonraları&#8230;<br />
Bir çok devlet kurumunun başında halen<br />
asker kökenli insanlar bulunuyor.</p>
<p>Kayseri’ nin o zamanlar merkez köyü olan<br />
şimdilerde metropol Melikgazi ilçesine<br />
bağlı Nize köyü ve zamanın muhtarının<br />
köye getirmeye çalıştığı telefon<br />
santralinin bir hikayesidir bu aslında.</p>
<p>Muhtar defalarca müracaat etmesine rağmen<br />
bir türlü köyüne telefon santrali getirilmesini<br />
sağlayamamıştır. Ufak bir yer olduğu için de<br />
konunun dedikodusu çok olmaktadır.</p>
<p>Köyün en büyük özelliği de insanlarının genelde<br />
hep başka şehirlerde yaşıyor olmasıdır. İnşaat<br />
ustalarının bol olduğu bir yöredir aynı zamanda.</p>
<p>Ve muhtar son bir umutla valizini hazırlamaya<br />
başlar. Köyde yapılan dedikoduya bir son<br />
verecektir artık. Ankara’ya gidecek,<br />
gerekirse Genel müdürlükte yatacak<br />
ama santrali getirecektir köye.</p>
<p>Valizini hazırladığını gören annesi,<br />
iki elma uzatır muhtar oğluna.<br />
“Al oğlum! Şu iki elmayı da yanına koy.”</p>
<p>Almak istemez muhtar, “git işine anne”<br />
diyecek olur. Sonra, kalbi kırılmasın<br />
diye alır elmaları valize koyar.</p>
<p>Ve çıkar yola; Ankara&#8217;ya zamanın<br />
PTT Genel Müdürlüğüne varır.<br />
Genel müdürlükteki bir çok personel,<br />
gide gele orayı su yolu yapan<br />
muhtarı tanımaktadır artık.</p>
<p>Özel kalemden eski bir asker emeklisi olan<br />
genel müdürle görüşmek için randevu ister.</p>
<p>Genel müdür, muhtarın tekrar tekrar gelişinden<br />
oldukça rahatsızdır. Kabul etmek istemez.<br />
Epey bir müddet bekletir kapıda. Nihayet<br />
odasına kabul ettiğinde yüksek bir sesle kızar<br />
muhtara ; “Niye geldin yine muhtar, sen<br />
olmazdan anlamaz mısın kardeşim?” diyerek<br />
azarlar muhtarı. Muhtar ise; “Efendim bu benim<br />
için çok önemli bir şey, köy halkına söz verdim,<br />
santrali almadan gitmeyeceğim buradan. Aha bak,<br />
valizimle geldim. Gerekirse burada yatacağım.”</p>
<p>Daha bir sinirlenen genel müdür; “Kardeşim sen<br />
yoktan anlamaz mısın? Yok diyoruz sana yok&#8230;<br />
Haydi, çıkar cebinden bana bir elma ver !”</p>
<p>Genel müdürün maksadı işin olmazlığını<br />
izah etmektir. Muhtar güler, tam o sırada aklına<br />
annesinin alması için ısrar ettiği iki elma gelmiştir.</p>
<p>Hemen valizini açar ve elmanın birisini<br />
genel müdürün önüne koyar, diğerini de<br />
kendisi yemeye başlar. Genel müdür<br />
hayretler içindedir, hemen telefona sarılıp<br />
Kayseri PTT Başmüdürünü arar;</p>
<p>“Aloo, şu an Nize köyü muhtarı yanımda,<br />
bu adam Kayseri&#8217;ye varmadan köyüne<br />
santral gidecek ! Muhtar Kayseri&#8217;ye<br />
geldiğinde telefon edecek ve köyü ile<br />
görüşme yapabilecek&#8230; Aksi takdirde<br />
hiç birinizi orada görmek istemiyorum&#8230;”</p>
<p>Muhtar neşe içinde döner köyüne ve<br />
giderken ısrarla: &#8220;Şu iki elmayı da yanına al !&#8221;<br />
diyen annesinin eline sarılır, öper, öper, öper&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/iki-elma.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Huzunlendirmiyor Beni Yoklugun</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/huzunlendirmiyor-beni-yoklugun.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/huzunlendirmiyor-beni-yoklugun.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:23:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=211</guid>
		<description><![CDATA[Ben yarını düşünmeyi sevmem. Ne olacaksa hemen şimdi olsun isterim. Seveceksem şimdi, öpeceksem şimdi, susacaksam şimdi, güleceksem şimdi&#8230; Zaman bir kez geçer insanın eline, o anın bir daha tekrarı yoktur. Ne yaşarsan bir kere yaşarsın. Bu yüzden sevmem beklemeyi. Bu yüzden bekleyerek geçen zamana acırım. Ama bu kez bir şey oldu, bir şey&#8230; Şimdi yarını [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ben yarını düşünmeyi sevmem. Ne olacaksa hemen şimdi olsun isterim. Seveceksem şimdi, öpeceksem şimdi, susacaksam şimdi, güleceksem şimdi&#8230; Zaman bir kez geçer insanın eline, o anın bir daha tekrarı yoktur. Ne yaşarsan bir kere yaşarsın. Bu yüzden sevmem beklemeyi. Bu yüzden bekleyerek geçen zamana acırım. Ama bu kez bir şey oldu, bir şey&#8230;<br />
Şimdi yarını beklerken hiç kızmıyorum. Sen yoksun ya, bugece de sensiz geçecek ya, &#8221; olsun&#8221; diyorum, bizi bekleyen çok güzle günler var önümüzde&#8230; Nedir beni böylesine değiştiren şey? Nedir geleceğe dair umutlar beslememi sağlayan şey? Aşkın elbette&#8230; Başka acıklaması olabilir mi? Sen olmadan da keyif alarak yaşayabiliyorum. Bir yerine iki kadeh rakı içiyorum, biri senin için.</p>
<p>Sevdiğimiz şarkıları ard arda iki kez dinliyorum, biri senin için. Sabah uyanınca pencereyi açıp temiz havayı iki kere çekiyorum, biri senin için. Yokluğunda hayatı iki kişilik yaşıyorum. Yokluğunda hayata dair ne varsa yine seninle paylaşıyorum.<br />
Özlemekse özlüyorum elbette&#8230; Hasret şarkılarını kim benden daha iyi söyleyebilir? Kim gökteki yıldızlara bakıp onları senin gözlerinin yerine koyabilir? Kimin yüzüne seni düşündükçe bir gülümseme yayabilir? Dedim ya değişiyorum diye, eskiden böyle koyu bir özlemin içinde oslaydım. İsyanın sığmazdı içime. Bir siyah hüznün içinde kıvranır dururdum, bitmek bilmezdi geceler. Şimdi öyle değil&#8230; Şimdi seni özlemek sevdamızın olmazsa olmaz parçasıymış gibi geliyor bana.</p>
<p>Son bahardayız ama ben ilk yazın sevinçini taşıyorum içimde ve biliyorum ki, hiç bitmeyecek baharı yaşayacağız birlikte. İşte bunun için hüzünlendirmiyor beni yokluğun.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/huzunlendirmiyor-beni-yoklugun.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Allahim Onu Koru</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/allahim-onu-koru.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/allahim-onu-koru.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:23:17 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=209</guid>
		<description><![CDATA[Genç adam, evinin alt katında marangozluk yapıyordu. Kapı ve pencere konusunda uzmandı. Fakat plâstik pencereler yaygınlaşınca, ahşap olanlara rağbet azaldı. Bu yüzden işler iyi gitmiyordu. Üstelik de çocukları büyümüş, biri hariç okula başlamıştı. Masrafları artınca, yanındaki kalfasına yol verdi. İşe biraz daha erken koyulur, yardımcıya ayırdığı parayı, çocukların harçlığına katardı. Adam, bir gün çalışırken, elektrik [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genç adam, evinin alt katında marangozluk yapıyordu. Kapı ve pencere konusunda uzmandı. Fakat plâstik pencereler yaygınlaşınca, ahşap olanlara rağbet azaldı. Bu yüzden işler iyi gitmiyordu. Üstelik de çocukları büyümüş, biri hariç okula başlamıştı. Masrafları artınca, yanındaki kalfasına yol verdi. İşe biraz daha erken koyulur, yardımcıya ayırdığı parayı, çocukların harçlığına katardı.</p>
<p>Adam, bir gün çalışırken, elektrik kesildi. Ve uzun süre beklediği halde gelmedi. Aksi gibi, o akşam üzeri teslim etmesi gereken birkaç pencere vardı. Boş kalmayı sevmezdi. Planyayı yağladı, talaşları süpürdü. Biraz dinlenmek için eve çıkarken, sigortaya göz attı.</p>
<p>Eğer yanılmıyorsa, bu iş normal değildi. Biri gelip sigortayı kapatmış olmalıydı.<br />
Şalteri kaldırınca, atölye aydınlandı. Tahminleri doğru çıkmıştı ama, bu işe bir anlam veremiyordu. Şaka dese, böyle bir şaka yapılmazdı. Kendisini kıskanacak bir düşmanı da yoktu.</p>
<p>İşe koyulduğunda, yine aynı şey oldu. Ama bu sefer suçluyu görmüştü. Oğlu, evden atölyeye bağlanan merdiveni sessizce inmiş ve sigortayı kapattığı sırada, babasını karşısında bulmuştu.</p>
<p>Adam, on yaşına gelmiş bir çocuğun böyle bir haylazlığını affedemezdi. Bütün günü, onun yüzünden mahvolmuştu. Bir kere yapmış olsa, ses çıkartmazdı. Ama tekrarlaması, hangi yönden bakılırsa bakılsın, büyük hataydı. Saçlarından yakalayıp sıkı bir tokat attı. Her şey onun iyiliği içindi. Belki vurduğu tokat, serseri olmasını engellerdi.</p>
<p>Adam, oğlunun gözyaşlarını görmezden geldi ve eve çıktıktan sonra, eşine dert yanarak:<br />
- Bu çocuğun, okulda kimlerle düşüp kalktığını bilmemiz lazım!.. dedi. Eğer serbest bırakırsak, başımıza büyük dertler açacak!..</p>
<p>Adam, bir süre düşündü. Sonunda da en kolay yolu buldu. Oğlunun hiç aksatmadan tuttuğu günlüğünde, arkadaşlarına ait ip ucu olmalıydı. Eşi istemese de, ona kulak asmadı ve çocuğunun günlüğünü okumaya başladı.</p>
<p>Oğlu, en son sayfada:<br />
&#8220;Bu gece kötü bir rüya gördüm!..&#8221; yazmıştı. &#8220;Atölyede çalışırken, babamı elektrik çarpıyordu. Allah&#8217;ım onu koru!.. Ben elimden geleni yapacağım!..&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/allahim-onu-koru.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Cay Sekeri</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/cay-sekeri.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/cay-sekeri.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:22:33 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[Deli , kahveye girdiginde soluk solugaydi. Bos bir masaya oturup ocaga seslendi : - Bana bir çay!.. çay geldi , sekerleri atip karistirdi. Garsonadan yine seker istedi. Onlari da atip karistirdi, yeniden istedi. Garson : - Sekiz seker koydun çaya, dedi saskin saskin, - Koydum ama , iste görüyürsun, hepsi eriyor!.]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Deli , kahveye girdiginde soluk solugaydi. Bos bir masaya oturup ocaga<br />
seslendi :<br />
- Bana bir çay!..<br />
çay geldi , sekerleri atip karistirdi. Garsonadan yine seker istedi. Onlari da atip<br />
karistirdi, yeniden istedi. Garson :<br />
- Sekiz seker koydun çaya, dedi saskin saskin,<br />
- Koydum ama , iste görüyürsun, hepsi eriyor!.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/cay-sekeri.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Miss Maynell</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/miss-maynell.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/miss-maynell.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:22:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[John Blanchard banktan ayağa kalktı, askeri üniformasını düzeltti ve ana terminale giden insan kalabalığını inceledi. Yüzünü değil,ama kalbini tanıdığı ve üzerinde gül olan kızı aradı. Ona olan ilgisi 13 ay önce, Florida kütüphanesinde başlamıştı.Raftan aldığı bir kitabin içindeki yazılar değil ama kenarında gördüğü,kurşun kalemle yazılmış bir not onu etkilemişti. Yumusak el yazısı düşünceli bir ruhu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>John Blanchard banktan ayağa kalktı, askeri üniformasını<br />
düzeltti ve ana terminale giden insan kalabalığını inceledi.<br />
Yüzünü değil,ama kalbini tanıdığı ve üzerinde gül olan kızı aradı.<br />
Ona olan ilgisi 13 ay önce, Florida kütüphanesinde<br />
başlamıştı.Raftan aldığı bir kitabin içindeki yazılar değil ama<br />
kenarında gördüğü,kurşun kalemle yazılmış bir not onu etkilemişti.<br />
Yumusak el yazısı düşünceli bir ruhu ve akıllı bir zekayı<br />
hissettiriyordu. Kitabin ön yüzünde, ilk sahibinin adini farketmisti:<br />
Miss.Hollis Maynell.<br />
Uzun zaman çaba harcayarak adresini bulmuştu. NewYork&#8217;ta<br />
yaşıyordu.Ona kendini tanıtan bir mektup yazdı ve yazışmayı teklif etti.<br />
Bir sonraki gün II. Dünya Savaşına katılmak için denize<br />
açılmıştı.Sonraki bir yıl ve bir ay boyunca her ikisi de posta<br />
yoluyla birbirlerini daha iyi tanidilar.Her bir mektup,verimli bir<br />
tarlaya atılan tohum gibi kalplerinde bir aşk doğurdu.<br />
Blanchard bir resim göndermesini rica etti,fakat o göndermeyi<br />
reddetti.<br />
Eger gerçekten kendisi ile ilgileniyorsa,neye benzediğinin<br />
önemli olmayacagini düsünmüstü.<br />
Avrupa&#8217;dan dönme vakti geldiginde, ilk bulusmalarini<br />
kararlastirdilar: New York terminali saat:19.00<br />
&#8220;Beni üzerimdeki gülden taniyacaksin.&#8221;diye yazmisti kiz.<br />
Böylece saat 19.00&#8242; da kalbini sevdiği fakat yüzünü<br />
görmediği kızı ariyordu.Size Mr. Blanchard &#8216;in agzindan neler<br />
olduğunu yazıyorum:</p>
<p>Genç bir bayan bana dogru geliyordu. Ince ve uzun boyluydu.<br />
Sari saçlari mükemmel,kulaklarının arkasından dalgalar halinde<br />
sirtina uzaniyordu. Gözleri çiçekler gibi maviydi.<br />
Dudaklarinin ve çenesinin narin bir sertligi vardi ve soluk<br />
yesil elbisesi içersinde canlanan ilkbahar gibiydi.<br />
Gül tasimasi gerektigini unutarak ona dogru hamle yaptim.<br />
Hareket ettiğimde,dudaklarında küçük kışkırtıcı bir gülümseme<br />
belirdi ve &#8220;Benimle mi geliyorsun, denizci?&#8221;diye mirildandi.<br />
Tamamen iradem disinda ona dogru bir adım daha attım ve<br />
o zaman Hollis Maynell&#8217;i gördüm. Tam olarak kizin arkasında<br />
duruyordu.<br />
Kirk yasini geçmis, gri saçlarini yipranmis bir sapka altina<br />
saklamis bir kadındı.<br />
Sismandi ve kalın bilekli ayakları alçak topuklu ayakkabıların<br />
içine zor girmişti.<br />
Yesil elbiseli kız hisli bir şekide uzaklaşıyordu.<br />
Kendimi ikiye bölünmüs gibi hissettim.<br />
Onu takip etme arzum çok güçlüydü ve ayni zamanda<br />
ruhu benimle arkadaslik etmis ve destek vermis kadina<br />
karsi duydugum özlem de çok derindi. Ve orada duruyordu.<br />
Onun soluk, sisman surati kibar ve duyguluydu.<br />
Gri gözleri sicak ve pariltiliydi. Tereddüt etmedim.<br />
Parmaklarim onu bana tanitan küçük, mavi eski kitabi sikiyordu.<br />
Bu ask olamazdi, ama özel bir sey olabilirdi.<br />
Belki asktan daha güzel bir sey, mükemmel bir arkadaslik<br />
olmaliydi bu.<br />
Duydugum hayal kirikliginin sesimi bogmasina ragmen, omuzlarimi<br />
kaldirip, onu selamladim ve kitabi uzattim.<br />
&#8220;Ben Lieutenant John Blanchard, ve siz de Miss. Maynell olmalisiniz.<br />
Benimle bulusabildiginize çok sevindim. Sizi yemege davet<br />
edebilir miyim?&#8221;<br />
Kadinin surati toleransli bir gülümse ile genisledi.<br />
&#8221; Bunun ne oldugunu bilmiyorum, oglum.&#8221;<br />
Diye cevap verdi. &#8220;fakat demin yanindan geçen yesil giysili<br />
kadin, bu gülü yakama takmam için israr etti. Ve eger beni<br />
yemege davet edecek olursan, caddenin karsisindaki büyük<br />
restaurantta seni bekliyor olacagini söyledi.<br />
Bunun bir çesit test oldugunu da söyledi&#8221;<br />
Anlamak zor degil ve Miss. Maynell&#8217;in zekasina hayranim.<br />
Kalbin gerçek degeri çekici olmayana verdigi cevap ile anlasilir.<br />
&#8220;Bana kimi sevdigini söyle, sana kim oldugunu söyleyecegim.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/miss-maynell.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yarim Kalan Ask</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/yarim-kalan-ask.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/yarim-kalan-ask.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:20:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=201</guid>
		<description><![CDATA[Nekadar uzun zaman geçti ben bile sayamadım yılları.Hani bir yaz akşamıydı,simsiyah gözlerin gözlerimin içinde ,belki sussam,o dakika ağlıcaktın karşımda çocuk gibi,ben sana elveda derken öylece baktın ardımdan ben giderken..Arkamı döndüğümde ben de ağladım,biliyormusun nerden bileceksin ki neden sana veda ettiğimi,neden bırakıp seni ve o güzelim İstanbul`u bırakıp gittiğimi nerden bileceksin. Dur anlatayım sana yıllar sonra, [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Nekadar uzun zaman geçti ben bile sayamadım yılları.Hani bir yaz akşamıydı,simsiyah gözlerin gözlerimin içinde ,belki sussam,o dakika ağlıcaktın karşımda çocuk gibi,ben sana elveda derken öylece baktın ardımdan ben giderken..Arkamı döndüğümde ben de ağladım,biliyormusun nerden bileceksin ki neden sana veda ettiğimi,neden bırakıp seni ve o güzelim İstanbul`u bırakıp gittiğimi nerden bileceksin.<br />
Dur anlatayım sana yıllar sonra, ben o zaman yirmibir sen yirmi yaşındaydın benim doğum günü partimdi,sen sahnede şarkı söylüyordun.Benim gözümde yaşlar vardı, arkadaşlarım zorla getirmişlerdi o gece oraya bilsem sonumuzu gelirmiydim hiç.Gece uzundu sabaha kadar sahildeydik hani,hep beraber o kadar kişi içinde bana gözlerime bakarak söylediğin o şarkı varya hala kulaklarımda sana sevdiğim diyemem yalan yalan vallahi yalan inanki yalan&#8230;dememeliydin ve beni sevmemeliydin ben zaten evli ve bir çocuğu olan biriydim.beşikkertmemdi benim kocam hiç bir zaman senin gözlerin gibi bakmadı onun gözleri benim gözlerime,ama yinede ben onundum ve gitmeliydim.hiç yaşanmamış aşkım elveda..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/yarim-kalan-ask.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kum saati</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/kum-saati.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/kum-saati.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:17:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[Güneş&#8217;in sönmekte olan bir kor gibi kızıla boyandığı saatlerdi,o&#8217;na ilk rastlayışım.Her günü noktalayışta sahile gelişi,batan Güneş&#8217;e bakan gözlerindeki telaş; azalan umutlarından olmalıydı.&#8221;Her insan ayrı bir romandır,okumayı bilene&#8221;demişti eski bir dostum.Ne kadar çok sevsemde kitap sayfalarının kokusunu,yaşayan hala bitmemiş bu romanlar kitaplardan çok çekerdi beni.O an yani o&#8217;nu ilk gördüğüm gün bitiminde içimden;&#8221;işte yeni sayfalarla dolu [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Güneş&#8217;in sönmekte olan bir kor gibi kızıla boyandığı<br />
saatlerdi,o&#8217;na ilk rastlayışım.Her günü noktalayışta sahile gelişi,batan<br />
Güneş&#8217;e bakan gözlerindeki telaş; azalan umutlarından olmalıydı.&#8221;Her insan<br />
ayrı bir romandır,okumayı bilene&#8221;demişti eski bir dostum.Ne kadar çok<br />
sevsemde kitap sayfalarının kokusunu,yaşayan hala bitmemiş bu romanlar<br />
kitaplardan çok çekerdi beni.O an yani o&#8217;nu ilk gördüğüm gün bitiminde<br />
içimden;&#8221;işte yeni sayfalarla dolu okunmamış bir roman duruyor<br />
karşımda&#8221;diye düşünmüştüm.Beni farketmemişti yada şimdi düşününce, bana öyle<br />
gelmişti o an. Güneş,deniz ve martılar dışında bir şey görmeye niyetli<br />
değil gibiydi gözleri.Yüzü bir meleği andırıyordu,tüm bu kızıl-mavi renk<br />
deryası içinde;beyazaçalan bir şeyler vardı onda. Gözlerim birer<br />
fotoğraf mekinasına dönüşmüştü zamanla, beynimse not defterimdi.Hayattan<br />
çalabildiğim her kareyi,her satırı kar  sayardım.Bunu bir gün-yazacak<br />
cesareti bulursam-bir başka hikayemde anlatacağım,adını bile bilmediğim ve<br />
herkezin ona KADIN diye seslendiği;büyükada&#8217;da  yokluk içinde ama<br />
hepimizden çok hayata dahil olarak  yaşayan o rum kadınından öğrenmiştim.</p>
<p>Çarşaf gibi denize şavkı vuran güneş&#8217;in kızılı yaksada<br />
yüzünü,gözlerini;birşeyleri hala bembeyaz kılıyordu,içimdeki ilk resminde<br />
varlığını.Haklı olup olmadığımı bilemezdim o zamanlar elbette.Oysa şimdi<br />
,yıllardan sonra geçmişteki resminde solmadan kalabilen varlığı<br />
ispatlıyor haklı oluşumu bana.</p>
<p>Elleri dikkatimi çekmişti.Avuçlarındaki bir yudun kum&#8217;u ;sağ elinden<br />
sol eline,oradan eski yerine döndürüp dururken,kum saati misali<br />
birşeyleri bekliyor yada, kovalıyor olmalı zamanları diye<br />
düşünmüştüm.Dudakları martı kanadı gibi kıvrımlıydı.Kirpikleri;balıkçıların denizden yeni<br />
çektiği balık ağları gibi ıslak&#8230;Bu suskunluğu,bu bedenini<br />
terkedip;daldığı ufuklara yol almış ruhuyla,aklıma bir yığın sorunun üşüşmesine<br />
sebep olmuştu.Ve yine bu hali değilmiydi ard arda orda onunla günleri<br />
devirişime sebep olan?!&#8230;Belki o&#8217;da biliyordu orda olduğumu,günlerce<br />
sahilde zamanı kovalayışı;&#8221; Ne zaman bulacaksın beni?&#8221; diye<br />
bekleyişiydi.Şimdi bunca zamandan sonra,onun bir istiridye olduğunu ve bana içindeki<br />
inciyi sunduğunu söylemem kolay.Zor olansa ilk günden daha bunu<br />
hissettiğimi sizlere açıklamak.Bu yüzdendir kurgularımda zamansal hatalardan<br />
korkuşum ve bazı konuları uzatıp atmosferi dağıtışım.Kendini bildi bileli<br />
yazan bu şahıs,hala yetecek doğru kelimeleri bulamamışken,nasılda<br />
azimle cebelleşiyor kalemiyle bilseydiniz;yazmak bu denli zor zanaat olmazdı<br />
belki.Korkmayın birgün biterse bu öykü ve inanırsam sadece okunmakla<br />
kalmayıp anlaşılacak satırlarım,satır aralarında yazarak<br />
anlatamadıklarımdan kalanlar;hikayeden kopuk bunca ayrıntı arıtılıp dip not olarak<br />
sayfa sonuna yada kitap sonuna ekleneceklerdir.Çoğunuz sadece hikayeye<br />
ehemmiyet verip es geçecesenizde bu kısmını yazılanların,mecburum<br />
yazmaya.İlgilenme ihtimali bulunan bir avuç insan için!</p>
<p>İlk güne dönüp,uzun uzun o günde kalmak isterdim,satırlarımda<br />
hiç olmazsa.Ama bilirim takılı kalmış plakları kimse sevmez en güzel<br />
şarkıda olsa tekrarlanan.Bu yüzden sizler özetini okuyup geçerken,ben o<br />
resimlerle kaplıyor olacağım zihnimin duvarlarını.Zira ancak o güne<br />
dönmekle mümkün olurdu değiştirmem hikayemin yazgısını.Mümkün değil<br />
farkındayım,işte bu yüzden yazıyorumya;hiç olmazsa sizler geçmişinize takılı<br />
kalmayın diye paylaşıyorum hikayemi.</p>
<p>Tesadüfmü , yazgımı bilinmez aynı sahilde ve yalnız<br />
oluşumuz.Hayatta anlamlandıramadığımız,şu kıt beyinlerimizde yarım kalmaya mahkum<br />
sorularınıza ek olarak kalacak bu yanıtsız soruda çaresiz.O oradaydı<br />
işte ve bende onun biraz arkasında.Farkedermiydi başkaları olsa<br />
derseniz?!&#8230;Adım gibi emin bir HAYIR!  kopup gelir şu an satırlarıma<br />
derinlerimde biryerlerden.Saçları deniz kızlarının saçları gibi belini<br />
okşuyordu.Denizin durgunluğuna inat dalga dalgaydı.Kızıl sanmıştım ilk<br />
bakışta.Güneşmiş aldatan gözlerimi oysa.Başak sarısı saçları varmış meğer.<br />
Unutmamaya and içmişim bir kez ona ait hiçbir şeyi.Bu gün gibi aklımda<br />
omuzlarını açıkta bırakan turkuvaz rengi elbisesi.Ayakları çıplaktı.Denizle<br />
kumsalın oynaştığı o incecik çizgide sakin dalgalar secde eder gibi<br />
ayaklarına kapanıp duruyordu.O&#8217;nu izlemeye o kadar dalmıştımki kaçırmıştım<br />
güneşin gidişini gözlemeyi.Şimdi,Güneş her günün sonunda batıyor ,ama o<br />
resmi bir daha çekemem diyorum kendime.</p>
<p>Güneş tamamen sönünce ayağa kalkar ,aklanmış gibi huzurlu adımlarla<br />
uzaklaşırdı yanına aldığı suskunluğuyla.Bir başka yerde görsem<br />
tanımazdım belki ,vazoda koparılmış bir çiçek gibi yavan gelirdi varlığı<br />
bana.Kaç gün izlemekle yetindim onu o günden sonra hiç saymadım.Hatırladığım<br />
yağmurlarınyağmaya başladığıdır.Korkmuştum bir daha gelmez diye ama o<br />
yine beni şaşırtmış,yine farklılığıyla avutmuştu bilmedende<br />
olsa.Alışmanın en kolay,alışkanlıkların terkedilmesinin en zor olduğunu vurmuştu<br />
yüzüme.Günlerimi gün batımlarının birkaç dakikalık mahremiyetine sattığım<br />
zamanların  yokluğuna alışamadığım alışkanlığı hala içimde dipsiz bir<br />
kuyudur şimdi.O&#8217;nu izlerken en çok gözleri olabilmeyi dilediğimi<br />
anımsıyorum. Dalıp gittiği ufuklarda benim göremediğim neleri buluyordu hiç<br />
öğrenemedim.ben o&#8217;nu izlerken o neleri izliyordu bilmiyorum hala.Bildiğim<br />
benim gözlerim,günlerim,düşüncelerim ;melek kanatlı bir denizkızına<br />
takılı kalmıştı.O neden takılı kalmıştı gün batımlarına?Nelerden aklıyordu<br />
kendini?Beklediği yada kaçtığı neydi?Her yenigün sorularıma soru<br />
eklemekten başka ne getiriyorduki o günlerde bana?&#8230;</p>
<p>Sayısını bilmediğim günlerböylesi tuhaf sarhoşluklar<br />
içersinde geçip gitmişti işte.Ta ki soruların altında ezilen ruhum isyan edene<br />
kadar.Bir gün anladım,tek başıma bir yere varamayacağımı.Takdir<br />
edersiniz ki ne günü,ne ay&#8217;ı,ne mevsimi bilir haldeydim.Uzun zamandan sonra<br />
mı,yoksa her bir anı bir ömre bedel bulduğumdanmı bana öyle gelmişti<br />
bilmem;bir gün adımlarım oyuna gelip yanında buldum kendimi.Ansızın öyle<br />
bir baktıki gözleri,gözlerimin ta içine,kendimi tatlı düşlerini bölen<br />
davetsiz kabuslardan saydım.Şimdi bunun kendi kendime uydurduğum bir<br />
bahane olduğunu söylememin kime -özelliklede bana-ne faydası var.Utanmıştım<br />
mahremiyetine yüzsüzce el sürüşümden. O gün gözleriyle<br />
mühürleyivermişti dilimi,ben sadece başımı önüme eğip kaçmıştım suçlu gibi.Şimdi o<br />
günden kalma utancım farklı. Beni ona götüren ayaklarım kadar yürekli<br />
olamayışıma hayıflanıyorum geç kalmış bi halde&#8230;.</p>
<p>Aklımca kendimi cezalandırmış, ertesi gün gitmemiştim<br />
sahile.İşte o günü delirmeden atlattığıma göre çok görmeyin hayata kafa tutuşumu<br />
.Tanrım nasıl durmuştu saatler ,hiçbir şey avutmayı bilmiyordu o gün<br />
.Bir türlü gelmiyordu yarın.Ne aptalmışım!&#8230;Ve yine delirmemek içindi<br />
ertesi gün saatler öncesinden gidip onu bekleyişim.Yine zaman oyun<br />
oynuyor ,dalga geçiyordu benimle.İşine geldimi dururdu zamanlar duvar gibi<br />
,tıpkı canı istedimi dört nala gidişi gibi !İşte birkaç saat öncesindemi<br />
ordaydım,yoksa birkaç ömrümümü orda harcadım hiç sormayın.Saatler<br />
geçti,güneş söndü çaresiz denizde.O gelmedi!&#8230;Denizin suyu<br />
tükenipte,kuruyan güneş hiç bişey olmamış gibi bir daha doğmasın diye ne çok<br />
ağlamıştım.Günler gelip geçti herşeye rağmen.Güneş defalarca yandı ,söndü<br />
onsuz.Ve ben içimde kalan son bir damla umuda dört elle sarılıp bekledim.Bu<br />
kez o beni rüyalarımdan uyandırsın diye bekledim&#8230;.Olmadı,gelmedi bir<br />
daha!</p>
<p>Şimdi &#8220;hani sana verdiği inci?&#8221; diyeceksiniz.&#8221;Bir tek kelime,bir<br />
küçük dokunuş bile vermemiş&#8221;diyeceksiniz.Doğrudur,haklısınız belki bu<br />
hikayede yabancı olduğunuz için böyle düşünmekte.Ama ben içimde kalan<br />
resmine bakarken,o kum saati ellerinde zamanın boşa akıp gidişini<br />
izleyenin sadece ben olduğumu farkediyorum yıllardan sonra.Ve bana bunu<br />
farkettirdiği için onu hala unutamıyorum.O hala bende sayfalarını merak<br />
etmekle yetinmeye kendimi mahkul bıraktığım kalın bir roman.O kum saatini<br />
kırıp,birlikte uyanacağı kişiyi bekliyordu besbelli,bense onunla uyumayı<br />
seçmiştim .Yaşamak dururken neden merakına kapılmıştım düşlerinin<br />
bilmiyorum?Neden günlerce sonsuzmuş gibi avuçlarında ki zamanın akıp<br />
gidişine seyirci kalmıştım?Belkide okumadım sandığım romanı bunu anlamamı<br />
sağlamıştır kim bilir?!&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/kum-saati.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Huzur icinde Yat</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/huzur-icinde-yat.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/huzur-icinde-yat.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:16:27 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=189</guid>
		<description><![CDATA[Donna&#8217;nın dördüncü sınıf öğrencileri geçmişte gördüğüm sınıflardan farklı değilmiş gibi görünüyorlardı. Öğrenciler beş sıra olarak sıralanmiş altı sırada oturuyorlardı. Öğretmen masası en önde öğrencilere bakıyordu. Panoda öğrencilerin çalışmaları asılıydı. Bir çok açıdan geleneksel bir ilkokul havası hissediliyordu. Yine de sınıfa ilk girdiğimde bir şey bana farklı görünmüştü. Belirli bir heyecan söz konusuydu. Donna, emekliliğine sadece [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Donna&#8217;nın dördüncü sınıf öğrencileri geçmişte gördüğüm sınıflardan farklı değilmiş gibi görünüyorlardı. Öğrenciler beş sıra olarak sıralanmiş altı sırada oturuyorlardı. Öğretmen masası en önde öğrencilere bakıyordu. Panoda öğrencilerin çalışmaları asılıydı. Bir çok açıdan geleneksel bir ilkokul havası hissediliyordu. Yine de sınıfa ilk girdiğimde bir şey bana farklı görünmüştü. Belirli bir heyecan söz konusuydu. Donna, emekliliğine sadece iki yıl kalmış, Michigan&#8217;da küçük bir kasaba öğretmeniydi. Ayrıca benim tarafımdan bölge çapında düzenlenmiş personel geliştirme projesine gönüllü olarak katkıda bulunuyordu. Eğitim sürecinde öğrencilerin kendilerini iyi hissetmeleri ve yaşamlarının sorumluluğunu üstlenmeleri baz alınıyordu.</p>
<p>Donna&#8217;nın işi eğitim sürecine katılmak ve sunulan kavramları uygulamaya koymaktı. Benim işim ise, sınıf ziyaretleri yapıp, uygulamaya hız kazandırmaktı. Arka sıralardan birine oturdum ve izlemeye koyuldum. Bütün öğrenciler birşeyler yazıp karalıyorlardı. Benim yanımda oturan on yaşındaki kız öğrenci kağıdını &#8220;ben yapamam&#8221; cümleleriyle doldurmuştu. &#8220;futbol topunu kaleye gönderemem.&#8221; &#8220;üçlü sayılarla bölme işlemi yapamam. &#8220;Debbie&#8217;nin beni sevmesini sağlayamam.&#8221;</p>
<p>Sayfanın yarısı dolmuştu ve yazmaktan bıkmışa benzemiyordu. Kararlılıkla ve ısrarla yazmaya devam ediyordu. Öğrencilerin defterlerine bakarak sıraların arasında yürümeye başladım. Hepsi de cümleler yazıyorlar ve yapamadıkları şeyleri tanımlıyorlardı. &#8220;on atış üst üste yapamam.&#8221; &#8220;sol alanda vuruş yapamam.&#8221; &#8220;bir kurabiye ile yetinemem.&#8221; O anda egzersiz bende merak uyandırdı. Öğretmene ne olup bittiğini sormaya karar verdim. Yanına yaklaşınca öğretmenin de yazmakla mesgul olduğunu gördüm. En iyisinin rahatsız etmemek olduğuna karar verdim. &#8220;John&#8217;un annesini zorla veliler gününe getiremem.&#8221; &#8220;kızımdan arabaya benzin koymasını isteyemem.&#8221; &#8220;Alan&#8217;dan bileğini değil, kelimeleri kullanmasını isteyemem.&#8221; Öğretmenin ve öğrencilerin &#8220;yapabilirim&#8221; türü olumlu cümleler kurmak yerine neden böyle bir olumsuzluğa saplandığı düşüncesine karşı savaş verirken oturduğum sıraya geri döndüm. Yeniden etrafımı izlemeye koyuldum.</p>
<p>Öğrenciler bir on dakika daha yazmaya devam ettiler. Çoğu kağıtlarını doldurmuş, başka kağıda geçmişti. Donna, &#8220;elinizdeki kağıdı bitirin, ama başka bir kağıda geçmeyin.&#8221; diye seslenerek egzersizin sonuna geldiklerini vurguladı. Öğrencilere kağıtlarını ikiye katlamalarını ve teslim etmelerini söyledi. Öğrenciler kağitlarını öğretmen masasının üzerindeki boş ayakkabı kutusunun içine koydular. Bütün kağıtlar toplanınca Donna kendi kağıdını da kutuya koydu. Kutunun kapağını kapadı. Kutuyu kolunun altına aldı ve kapıdan çıkıp koridorda ilerledi. Öğrenciler öğretmenin peşinden giderken ben de öğrencilerin peşine takıldım. Koridorun ortasında yürüyüş tamamlandı. Donna güvenlik odasına girdi ve elinde bir kürekle dışarı çıktı. Bir elinde kürek bir elinde ayakkabı kutusu öğrenciler arkasında bahçenin en uzak köşesine doğru yol aldılar. Ve kazmaya başladılar. &#8220;yapamam&#8221; cümleciklerini gömeceklerdi!</p>
<p>Kazma işlemi yaklaşık on dakika sürdü, çünkü bütün öğrenciler sırayla kazıyorlardı. Çukur bir-bir buçuk metre olunca kazma işlemi sona erdi. &#8220;yapamam&#8221; cümlecikleri kutusu çukurun dibine kondu ve üzeri toprakla örtüldü. Otuz bir tane on &#8211; on bir yaş çocuğu, yeni kazılmış çukurun başında bekleşiyorlardı. Her birinin bir metre aşağidaki kutunun içinde en az bir sayfa süren &#8220;yapamam&#8221; cümlecikleri vardı. Öğretmenin de öyle. Donna, &#8220;kızlar, erkekler elele tutuşun ve başınızı eğin.&#8221; diye seslendi. Öğrenciler sözüne uydular. Çukurun başında halka oluşturdular, elleriyle sımsıkı bir bağ oluşturdular. Başlarını öne eğip beklemeye başladılar. Donna konuşmasına başladı:</p>
<p>&#8220;Arkadaşlar, bugün burada &#8216;yapamamlar&#8217; anısına toplandık. Yeryüzünde bizimle birlikteyken bir şekilde hepimizin hayatına girdi; kimimizinkine az, kimimizinkine çok&#8230; Adı her okulda, her toplantı salonunda, hatta Beyaz Saray&#8217;da bile anıldı. &#8216;Yapamamlar&#8217;ı sonsuz uykusuna göndermeye karar verdik. Erkek ve kız kardeşleri &#8216;yapabilirim&#8217;, &#8216;yapacağim&#8217; ve &#8216;yapıyorum&#8217; hayatlarına devam ediyorlar. Onlar &#8216;yapamamlar&#8217; kadar ünlü, güçlü ve kuvvetli değildirler. Belki birgün sizin de yardımınızla dünyaya ayak izlerini bırakabilirler. İnsallah, &#8216;yapamamlar&#8217; huzur içinde yatarlar. İnsanlar onlar olmaksızın hayatlarına devam edebilirler. Amin!&#8221;</p>
<p>Bu methiyeyi dinlerken öğrencilerin hiç birinin bugünü unutamayacaklarını düşündüm. Bu aktivite oldukça sembolik bir anlam taşıyordu. Gerek bilinçten, gerekse bilinç dışından asla silinmeyecek bir beyin egzersizi gibiydi. &#8216;Yapamam&#8217; cümlecikleri yazmak, onlari gömmek ve methiye dinlemek&#8230; Bunların hepsi de öğretmenin gayretleri ile gerçekleşmişti. Methiyenin sonunda öğrencilerini etrafında topladı ve onları sınıfa götürdü. &#8216;Yapamamlar&#8217;ın ebediyete intikalini keklerle, patlamış mısırlarla ve meyve sularıyla kutladılar. Kutlamaların bir parçası olarak, Donna kalınca bir kağıttan mezar taşı kesti. En üste &#8216;yapamam&#8217;ı, en alta o günün tarihini yazdı. Kağıttan yapılmış mezar taşı o yılın anısına Donna&#8217;nın sınıfına asıldı. Nadiren de olsa öğrencilerden biri unutup, &#8216;yapamam&#8217; dediğinde Donna bunu gösterdi. Ögrenciler de böylece &#8216;yapamamlar&#8217;ın öldüğünü hatırlayıp, yeni cümle kurmak zorunda kaldılar. Donna&#8217;nın öğrencilerinden biri değildim. O benim öğrencilerimden biriydi. Yine de o gün ben ondan ömür boyu unutamayacağım bir ders aldım. Şimdi yıllar geçmesine rağmen, ne zaman &#8216;yapamam&#8217; gibi bir cümle duysam, dördüncü sınıf öğrencilerinin düzenlediği cenaze merasimi gelir aklıma. Ben de öğrenciler gibi &#8216;yapamamlar&#8217;ın öldüğünü anımsarım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/huzur-icinde-yat.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gorememisti</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/gorememisti.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/gorememisti.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 22:48:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=165</guid>
		<description><![CDATA[Henüz 18 yaşındaydı, hayatının baharındaydı ama çaresi olmayan bi kanser hastalığına yakalanmıştı, gitmedik hastane gitmedik doktor kalmamıştı ölecekti, son günlerini evinde geçiriyordu o ve annesi başka kimsesi yoktu, annesi oğlunun bu halini gördükçe içi parçalanıyordu ama yapacak bişey yoktu. Çocuk evde oturmaktan iyice sıkılmıştı, bi gün sokağa çıkmaya karar verdi ve çıktı, vitrinlerin önünden geçerken [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Henüz 18 yaşındaydı, hayatının baharındaydı ama çaresi olmayan bi kanser hastalığına yakalanmıştı, gitmedik hastane gitmedik doktor kalmamıştı ölecekti, son günlerini evinde geçiriyordu o ve annesi başka kimsesi yoktu, annesi oğlunun bu halini gördükçe içi parçalanıyordu ama yapacak bişey yoktu.<br />
Çocuk evde oturmaktan iyice sıkılmıştı, bi gün sokağa çıkmaya karar verdi ve çıktı, vitrinlerin önünden geçerken gözleri birden bi cd dükkanının içindeki güzel bi kıza ilişti hani ilk görüşte aşk derler ya öyle vurulmuştu kıza, hemen içeri girdi, kız gülümseyerek buyrun dedi nasıl yardımcı olabilirim? çocuk ordan rastgele bi cd gösterip almak istediğini söyledi. kız cd yi alıp arka tarafta paketleyip çocuğa getirdi çocuk cd yi alıp koşarak evine gitmişti. o gece hiç uyuyamamıştı hep o kızı düşünmüştü. sonraki gün sabah erkenden yine o dükkana gitti ve tekrar rastgele bi cd aldı, kız yine cd yi arkada paketleyip çocuğa getirdi, çocuk cd yi alıp yine koşa koşa evine gitmişti&#8230;. günler haftalar hep böyle devam ediyordu ama çocuk artık dayanamıyordu kızla konuşmak istiyordu ve buna cesareti yoktu sonunda annesine açıldı ve kızı sevdiğini söyledi, anneside git konuş dedi anlat ona elbet dinler seni demişti.<br />
Çocuk diğer gün sabah erkenden tekrar o dükkana gitti yine rastgele bi cd aldı, kız cd yi arkada paketlerken, çocuk elinde; MERHABA, EĞER SİZCE Bİ SAKINCASI YOKSA YARIN AKŞAM DIŞARDA YEMEK YİYEBİLİRMİYİZ; yazılı kağıdı kasanın yanına gizlice bırakıp cd sini alıp koşarak dükkandan çıkmıştı kağıdın altınada ev telefonunun numarasını yazmıştı. Evde sabırsızlıkla aramasını bekliyordu aradan iki gün geçmişti kız yeni görmüştü o kağıdı, hemen çocuğun evini aradı, telefona annesi çıkmıştı, çocuğu sordu kız, annesi duymadınızmı dedi.. Ağlamaklı bi sesle oğlum dün vefat etti, kanser hastasıydı&#8230; Kız olduğu yerde yıkılıp kalmıştı.<br />
aradan haftalar geçmişti ve bi gün annesi oğlunun odasına girdi, dolabın içinde açılmamış bir sürü cd paketi görmüştü, eline alıp tek tek açıyordu cd leri, sonra bi baktı ki bi cd paketinin içinde küçük bi not, kız yazmış, SELAM SİZ ÇOK TATLI BİRİSİSİNİZ Bİ AKŞAM BENİ GEZMEYE DAVET EDERMİSİNİZ, SEVGİLER AÇELYA.. sonra bi başka paketin içindede bi not görmüş, SELAM HADİ AMA BU GECE DAVET EDİN BENİ SEVGİLER AÇELYA&#8230;.. Ama çocuk o paketleri açmadığı için görememiş&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/gorememisti.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Anka Kusu</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/anka-kusu.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/anka-kusu.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 22:47:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Hikaye]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=163</guid>
		<description><![CDATA[Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı&#8217;nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş&#8230; Kuşlar Simurg&#8217;a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg&#8217;u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler. Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı olan Simurg Anka, Bilgi Ağacı&#8217;nın dallarında yaşar ve her şeyi bilirmiş&#8230;</p>
<p>Kuşlar Simurg&#8217;a inanır ve onun kendilerini kurtaracağını düşünürmüş. Kuşlar dünyasında her şey ters gittikçe onlar da Simurg&#8217;u bekler dururlarmış. Ne var ki, Simurg ortada görünmedikçe kuşkulanır olmuşlar ve sonunda umudu kesmişler.</p>
<p>Derken bir gün uzak bir ülkede bir kuş sürüsü Simurg&#8217;un kanadından bir tüy bulmuş. Simurg&#8217;un var olduğunu anlayan dünyadaki tüm kuşlar toplanmışlar ve hep birlikte Simurg&#8217;un huzuruna gidip yardım istemeye karar vermişler.</p>
<p>Ancak Simurg&#8217;un yuvası, etekleri bulutların üzerinde olan Kaf Dağı&#8217;nın tepesindeymiş. Oraya varmak için yedi dipsiz vadiyi aşmak gerekirmiş. Kuşlar, hep birlikte göğe doğru uçmaya başlamışlar. Yorulanlar ve düşenler olmuş.</p>
<p>Önce Bülbül geri dönmüş, güle olan aşkını hatırlayıp;</p>
<p>papağan o güzelim tüylerini bahane etmiş(oysa tüyleri yüzünden kafese kapatılırmış);</p>
<p>Kartal; yükseklerdeki krallığını bırakamamış;</p>
<p>baykuş yıkıntılarını özlemiş,</p>
<p>balıkçıl kuşu bataklığını.</p>
<p>Yedi vadi üzerinden uçtukça sayıları gittikçe azalmış.</p>
<p>Ve nihayet beş vadiden geçtikten sonra gelen Altıncı Vadi &#8220;şaşkınlık&#8221; ve sonuncusu Yedinci Vadi &#8220;yokoluş&#8221;ta bütün kuşlar umutlarını yitirmiş&#8230; Kaf Dağı&#8217;na vardıklarında geriye otuz kuş kalmış.</p>
<p>Simurg&#8217;un yuvasını bulunca ögrenmişler ki;</p>
<p>&#8220;SİMURG ANKA &#8211; Otuz Kuş&#8221; demekmiş.</p>
<p>Onların hepsi Simurg&#8217;muş. Her biri de Simurg&#8217;muş. Simurg Anka&#8217;yı beklemekten vazgeçerek, şaşkınlık ve yokoluşu da yaşadıktan<br />
sonra bile uçmayı sürdürerek, kendi küllerimiz üzerinden yeniden doğabilmek için kendimizi yakmadıkça, her birimiz birer Simurg olmayı göze almadıkça bataklığımızda, tüneklerimizde ve kafeslerimizde yaşamaktan kurtulamayacağız.</p>
<p>Şimdi kendi gökyüzünde uçmak zamanıdır&#8230;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/anka-kusu.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

