• Hikayeler Ana Sayfasi
  • mIRC
  • Turkce mIRC
Subscribe to Hikayeleri hikayeler hikaye Chat Sohbet mIRC
  • Yemek Sohbeti


  • Kategoriler

    • Ask Hikayeleri
    • Bilim Kurgu Hikayeleri
    • Dini Hikayeler
    • Dramatik Hikayeler
    • Fikralar
    • Gercek Hikayeler
    • Gerilim Korku
    • Haberler
    • Hikaye
    • Hikayeler
    • Kimdir
    • Klasik Hikayeler
    • Komik Hikayeler
    • Makale
    • Mesajlar
    • mIRC
    • Nedir
    • Program
    • Romantik Hikayeler
    • Sarki Sozleri
    • Siir
    • Siirler
    • Sohbet
    • Sozler
    • Yazilar
  • Rastgele hikaye

    • Sevgi Sozcukleri
    • Allahim Onu Koru
    • Buyu Dukkani
    • Dost
    • Kenan Dogulu Agla
    • Sultan ile Kole
    • Ajda Pekkan
    • Firtinada Uyuyabilmek
    • Bu Kadar Sevebilir
    • Papaz
  • BaÄŸlantılar

    • AnaSayfa
    • Bilgi Ekle
    • hikayede
    • hikayelerden
    • Makale Ekle
    • mirc
    • mirc
    • mirc yukle
    • nedirkimdir
    • Sicakoda
    • sozler
    • turk Chat
    • Turk Chat
    • Video
    • yemek tarifi
  • Sayfalar

    • mIRC
    • Turkce mIRC
  • ArÅŸivler

    • Åžubat 2010
    • Ocak 2010
    • AÄŸustos 2009
    • Åžubat 2009
    • Ocak 2009
    • Aralık 2008
    • Kasım 2008
    • Ekim 2008
    • Mayıs 2008
    • Mart 2008
    • Kasım 2007
  • Son Yorumlar

    • Gercek Ask Bu Olsa gerek yazısı için dilann tarafından yapılan yorum
  • Hikaye yemeklerden

  • Hikayeleri

    Gerçek hikayeler itiraflar gizli hikayeler gerçek hikaye anılar gizli gerçekler saklı hikayeler.

  • Hikaye Son

    • Ates ve su hikayesi
    • Bir Sans Daha Fikrasi
    • Turkishmirc Sohbet
    • Sohbaharim Sohbet
    • Yemek Sohbet
    • Naim Suleymanoglu
    • Ajda Pekkan
    • Bebegin Gozleri yok
    • politika nedir
    • hasta fikrasi
    • AVG anti-virüs programı
    • Avast Home Edition
    • Sevgi Sozcukleri
    • Ozlu Sozler
    • Dünya’daki En Büyük Elmasın Adı Nedir
  • Hikayeler

    Ana analar gunu anne anneler gunu anneler gunu mesajlari anti-virus antivirüs Cameron Diaz chat evlilik evlilik mesajlari gercek Gercek Ask Gul Guzel Guzel Sozler guzelsozler Kameron Diaz Makaleler mesaj Mesajlar mesajlari mIRC muhabbet SabriKilic Sabri Kilic Selulit Selulitler Selulit Nedir Sevgi Sevgiden Sevgi Sozleri Sohbet tebrik virüs arama virüs kaldırma virüs koruma virüs silme virüs temizleme Yalniz Yalnizlik yeni yil Yeniyil yeni yil mesajlari yeniyil mesajlari
  • Hikaye Menu

    • Ask Hikayeleri
    • Bilim Kurgu Hikayeleri
    • Dini Hikayeler
    • Dramatik Hikayeler
    • Fikralar
    • Gercek Hikayeler
    • Gerilim Korku
    • Haberler
    • Hikaye
    • Hikayeler
    • Kimdir
    • Klasik Hikayeler
    • Komik Hikayeler
    • Makale
    • Mesajlar
    • mIRC
    • Nedir
    • Program
    • Romantik Hikayeler
    • Sarki Sozleri
    • Siir
    • Siirler
    • Sohbet
    • Sozler
    • Yazilar
  • Meta

    • RSS
    • Yorumlar RSS
    • Wordpress Themes

Archive for the ‘Klasik Hikayeler’ Category

Kas
25

kaykay hikayesi

admin | Klasik Hikayeler

Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleÄŸi birincisine sorar, “Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?” Adam yanıtlar; “Evet, asla bir baÅŸka kadına bakmadım.” Sorgu meleÄŸi, “Åžuradaki Rolls-Royce’u görüyor musun? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin..” Sorgu meleÄŸi ikinci adama da aynı soruyu sorar ve ÅŸu cevabı alır; “Bir kez karımı aldattım ama bunu ona itiraf ettim. Beni bağışladı ve mutlu yuvamızı kurtardık.” Bunun üzerine sorgu meleÄŸi, “Åžuradaki Mercedes’i görüyor musun? Cennetteyken onu kullanacaksın..” der ve üçüncü adama da sorar, “Karını hiç aldattın mı?” Adam yutkunur ve şöyle der; “itiraf edeyim ki; bulduÄŸum her kıza asıldım ve her fırsatta onlarla yattım, birçoÄŸu ile beraber oldum. Üzgünüm.” Sorgu meleÄŸi; “Ehh” der, “Ama temelde iyi bir adamsın. Åžuradaki eski vosvos’u görüyor musun? Cennette onu kullanacaksın.” Bunun üzerine üç adam vedalaşır, arabalarına atlar ve kendi yollarına giderler. Birkaç hafta sonra ikinci ve üçüncü adam birlikte gezerlerken barın önünde birinci adamın Rolls-Royce’unu görürler. Bara girdiklerinde adamın periÅŸan bir halde, etrafındaki boÅŸ ÅŸiÅŸelerin arasında salya sümük oturduÄŸunu görürler ve ÅŸaşırırlar. “Heyy! ne oldu sana?” der ikinci adam, “Cennettesin, altında bir Rolls-Royce var, hersey mükemmel ama sen niye bu haldesin?” “Bugün karımı gördüm!” der birinci adam. DiÄŸerleri; “Aaaa! ne kadar güzel, peki derdin nedir?” diye sorarlar. Adam içini çekerek konuÅŸur, “Kaykay’la dolaşıyordu…”

Hikaye.Yemeklerden.Com hikaye yemek hikayeler sitesinde Bu yazı toplamda 131, bugün ise 0 kez görüntülenmişstir

Leave a comment!Add comment
Kas
25

Dilimdeki Kesik

admin | Klasik Hikayeler

Kutuplarda ayı avcıları buzların içine jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir, keskin tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken kendi dili kesilirmiş. Ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez, kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince olduğu yere yığılırmış. Avcıda gelip derisini yüzermiş. Avcılar ayıları kurşunla vururlarsa ayının postu delinir ve bu yüzden çok para etmeyeceği için bu yolu denerlermiş.
Åžimdi o kan tadını kendi dilimde hisseder gibiyim.Bu bilgiyi öğrenince anladım dilim yıllardır kesikmiÅŸ benim… Yıllardır ben de kendi dilimden akan kanı emip duruyormuÅŸum…
BaÅŸlarda gücümün tükendiÄŸini, kan kaybettiÄŸimi fark etmiyordum. Ama artık ediyorum. Kanım tükeniyor ne zamandır. Böyle giderse yere yığılmam ve birilerinin gelip derimi yüzmesi yakındır…
Yıllardır kendi kanımı emmekten bu hayatta kabul gören her ÅŸeye meydan okuyacak cesareti bir türlü bulamadım kendimde… Oysa kurtuluÅŸum bu cesareti bulmamdan geçiyordu…
Bu cesareti bulamadığım için çareyi kendi kanımı emmekte bulmuÅŸtum. TükeneceÄŸimi bile bile…
Dilimi kesen o keskin bıçağın ne olduÄŸunu anlamaya kalkışmadığım için… VaroluÅŸunun o arka bahçesine hep gözlerimi kapattım. Küçük bir inanç yeterdi yaÅŸamam için. O yaÅŸayabilmek ve ayakta kalabilmek için ihtiyacım olan kendimi aldatma inancı… Bu küçük ve zavallı inanç kendi kanımı emerken kendimi unutmama yeterdi. Böyle yaptım.
Hayatı o keskin bıçaktan deÄŸil, okullarda bana öğretilenlerde arayıp bulmaya çalışmıştım. Kanım tükenmeye yüz tutunca anlamıştım, okullarda hayatı öğretmiyorlardı, aksine okullarda hayatı olduÄŸu gibi görmemem için gözlerimi baÄŸlıyorlardı. EÄŸitim başımı eÄŸip dilimi o keskin bıçağın üzerine sürmemi öğretmiÅŸti bana…
Gözlerim baÄŸlıyken öğrendiÄŸim ÅŸey hep suçlu olduÄŸum ve hiçbir zaman bu suçtan kurtulamayacağımdı… Gözümdeki bağı çıkarıp atmaya her kalktığımda suçlu hissediyordum kendimi. Gözlerim baÄŸlıyken yaÅŸamanın ve bu suçtan kurtulmamın bedeli alçaklığı ve ikiyüzlülüğü becerebilmekti… Aç kalmamak istiyorsam ikiyüzlü ve alçak olmam gerekiyordu… Ve durmadan kendi kanımı emmem.
Bu yüzden beni kim mutsuz ediyorsa, kim gözlerimi baÄŸlayıp usul usul kanımı emiyorsa ona tapıyordum… Bildiklerimi unutturanlara… Bak sana doÄŸruları öğretiyoruz, sarıl onlara ve geleceÄŸe hazırlan, diyorlardı bana… Gözlerimi baÄŸlayanların doÄŸrularına sarılıyordum ben de. Kendi kanımın kokusundan o bu doÄŸruların içindeki hile ve ihtiras kokusunu duyamıyordum… GeleceÄŸim, diye sarıldığımın usul usul bir tükeniÅŸ, bir harcanma olduÄŸu fark edemiyordum. Ben kendi kanımı emerken gözlerimi baÄŸlayanlar da düşlerimi emiyorlardı. Bana ne sunarlarsa, ne gösterirlerse ona inanmakla ve baÄŸlanmakla görevli sayıyordum kendimi… Bir zeka tutulmasıydı yaÅŸadığım, budala bir inanıştı… İşte zaman zaman kendime duyduÄŸum hayranlığın temelinde bu zeka tutulması, bu budala inanışlar vardı. Kendime hayran oldukça kendi kanımı daha bir iÅŸtahla emiyordum…
Bazen gözlerimdeki baÄŸlardan sıkılır, onu hafifçe aralar, hayatın nasıl bir yer olduÄŸuna ve varlıkların ardında nelerin saklı olduÄŸuna bakardım… İşte o zaman ne denli ikiyüzlü ve alçakca bir yaÅŸam sürdürdüğüme bir kez daha tanık olurdum. İşte o zaman hiçbir acımasız zenginin suratına cesurca tükürmediÄŸimi ve gözlerimdeki bağı sonsuza dek atamadığım sürece bunu hiçbir zaman yapamayacağımı anlardım… İşte o zaman aklıma ÅŸairler bilgeler, deliler, cesur nihilistler gelirdi, o soylu yoksullar gelirdi, gözlerim baÄŸlı olmadığımda gizli gizli okuduÄŸum: Eski Yunan’da yaÅŸamış ve kendi kanını emmemek bir fıçıda yaÅŸamayı göze alan, karnı acıkınca ise karnını sıvazlayıp; bakın ne güzel doydum, diyen ve onu ondan kopartacak her ÅŸeyle bağını kopartmış Diyojen gelirdi…
Bir gün zenginin biri Diyojen’i evine götürmüş, adamın evi çok lüks ve tertemizmiÅŸ: Yerlere sakın tükürme, her yer çok temiz demiÅŸ, adam Diyojen’e… Diyojen, kalkıp adamın yüzünün ortasına tükürmüş ve: Bu evdeki en pis yer senin yüzün, o yüzden tükürdüm yüzüne, demiÅŸ…
Gözlerim baÄŸlıyken Dijonen’in hep bu sözünü düşünür kalbim çaresiz bir umutla çarpardı… Kalbim, uzağımda kalmış cesur çıkışlara, hep ertelediÄŸim yolculuklara, bir yerim var bana çok yakın, ama benden uzakta diyen o hasretime çarpardı…
Ben Diyojen gibi yaÅŸamak isterdim, ama okullarda bana ve benim gibilere ya zengin, zengin olamazsanız, dilenci olacaksınız, diye öğretirlerdi…
Zengin ve dilenci… Lüks içinde ve asalak… Ortası yoktu sanki. Hayatı, düşleri, anlamları omuzlarında taşıyan baÅŸkaları yoktu. Diyojenler, ÅŸairler, deliler, bilgeler, isyankarlar ve o soylu yoksulların yeri yoktu bana sundukları bu toplum haritasında… Çünkü cesaret isterdi ÅŸair, bilge, deli, isyankar ve soylu bir yoksul olmak için… Bu hayatın arka bahçesini, varlıkların ve görünenlerin ardındakileri görebilmek için çok cesur ve çılgın olmam gerekiyordu… Gözlerimi baÄŸlayarak bana kabul ettirmek istedikleri her ÅŸeye koÅŸulsuz meydan okumam gerekiyordu…
Kabul etmek ve boyun eÄŸmek içinse sadece sahte bir yaÅŸam umudu, giderek karaktere dönüşen bir ikiyüzlülük ve bolca alçaklık yeter artardı bile… Bunlar da bende çokça vardı zaten. Kanımın tadını sevmeyi öğrenmiÅŸtim çoktan. Gözlerim baÄŸlıyken daha huzurluydum… Gözlerim baÄŸlıyken kendimi saf ve ahlaklı buluyordum. Gözlerim baÄŸlıyken çirkeften ve kötülükten uzak sanıyordum kendimi… İyiliklerim dakik ve planlıydı. İyi olma günlerim vardı… Ahlaklı ve örnek insan olma haftalarım vardı… Beni mutsuz edenlere ve harcanmak için ellerine geleceÄŸimi teslim ettiÄŸim insanlara tapma mevsimlerim vardı…
HiçliÄŸin silahları gelip içimdeki boÅŸluklardan vurmasın beni diye, daha uzun aralıklarla açıyordum gözlerimdeki baÄŸları… Kalbime benden çok uzaktaki, ama bana çok yakın olan o yaralı ve o uyumsuz yanımı küçümsemeyi öğretiyordum durmadan…
Kaçış günlerimi, yalan yere umutlandığım yılların içinde görünmez kılıyordum… EdindiÄŸim en büyük tecrübe kendimi aldatmada gösterdiÄŸim o denenmiÅŸ, o büyük tecrübeydi…
Kendimi aldatmamamın bir sınırı yoktu… ÇoÄŸu kez yoksullardan yana gözükürdüm, ama hiçbir ÅŸeyden korkmadığım kadar korkardım yoksulluktan… Yoksulluk bana yaÅŸamadan ölmeyi hatırlatırdı hep…
Hatta o çamurlu kaldırımlar, karanlık sokaklar, izbe ve metruk evler, o hastalık taşıyan evler ölümden daha çok ürkütürdü beni…
Kendimi kendi gözümde aklayabilmek için ideolojilere baÄŸlanırdım, kuramlara, öğretilere… Çıkar gözetmeyen duygular içinde olduÄŸuma inandırırdım kendimi… Oysa en çıkar gözetmeyen duygular içindeyken bile bilirdim ki ne yapıyorsam hep kendim için yapıyordum. Kendimi daha çok sevmek için… Kendime duyduÄŸum hayranlığı biraz daha pekiÅŸtirmek, güce ve daha çok önemsenmeye duyduÄŸum ihtiyacımı giderebilmek için…
Oysa kendi kanını emen ve emdikçe tükenen biri için kendini sevmek ne kadar mümkün olabilirdi ki… Gözleri baÄŸlı olduÄŸu için hayatın arka bahçesini ve varlıkların görünmeyen yüzünü görmekten hep korkan biri giderebilir miydi hayran olunmaya duyduÄŸu o hastalıklı ihtiyacı… Güce ve önemsenmeye duyduÄŸu açlık, daha derin ve daha onulmaz boÅŸluklar açarak büyümez miydi insanın içinde.
Gerçek yüzünü göstermeden sevilebilmek… Hayranlık ihtiyacı… Güce ve önemsenmeye duyulan saplantılı arzu… Bütün bunlar toplumsal bir sahtekar olmadan elde edilebilir miydi…
Ben ne istiyorsam, onlar da onu istiyordu görüştüğüm, birlikte olduÄŸum insanlar… Hepimiz sahtekar olduÄŸumuz için birbirimize katlanıyorduk… Bir alışveriÅŸ dünyasıydı kurduÄŸumuz dünya. Ben onları önemsiyor, seviyor, hayranlık duyuyor gibi yapıyordum, onlar da aynısı bana yapıyorlardı… Birbirimizi seviyor gibi yapıyorduk… YaÅŸamıyorduk sanki… SöylediÄŸimiz yalanlarla birbirimizi yaÅŸatmaya çalışıyor, boÅŸluklarımızı kapatmak için bir araya geliyor, bir araya geldikçe daha sona kapatma vaatleriyle birlikte boÅŸluklarımızı daha da büyütüyorduk…
BoÅŸluklarım büyüdükçe güce ve önemsenmeye duyduÄŸum ihtirasım daha da artardı… Bana dayatılan doÄŸrular nasıl birer hileyse, içimde büyüyen ihtiraslar da kötülük yapma arzusu olarak belirirdi içimde…
Åžehirde böyle bir moda yayılmıştı çünkü. Kötüler daha çok ilgi görüyordu. Kötüler daha çekici geliyordu insanlara. İyilik hep yedekteydi. Kötülük afiÅŸlere yazılıyordu… Birbirimizi önce zor duruma düşürecek, aldatacak, kırıp incitecek, sonra birbirimizde açtığımız yaraları sarmaya çalışacaktık. Nasıl birbirimizi seviyor gibi yapıyorsak, iÅŸte yaralarımızı öyle sararmış gibi yapacaktık… Duruma göre, gücü gücüne yetene göre, bazen kurban, bazen cellat olacaktık… İliÅŸkilerde bazen minnettar kalıyormuÅŸ gibi yapacaktık birbirimize, ama hiç beklemedik anlarda birbirimize gerçekten acımasız despotlar gibi davranacaktık…
Bir araya geldiÄŸimizde sevgi, dostluk, fedakarlık gibi sözcükler uçuÅŸup duracaktı aramızda… Bu sözcükleri kanı çekilene kadar birbirimize söylemekten hiç usanmayacaktık…
Oysa gözlerimiz ne kadar baÄŸlı olursa olsun, kendi kanımızı emmekten ne kadar zevk alırsak alalım, kalbimizin arkasında baÅŸka bir kalp, ruhumuzun arkasındaki bir baÅŸka ruh birbirimizin arkasından söylenenleri eÄŸer bilebilecek olsaydık bu sözcüklerin aslında ne kadar anlamsız olduÄŸunu hatırlatacaktı bize…
Sevgi, dostluk, fedakarlık sözcükleri aramızda ne kadar uçuÅŸursa uçsun aslında nereye doÄŸru yolculuk yaptığımızı, gözlerimizin hangi hedefe takılı kaldığını biliyorduk… ZenginliÄŸin kalbine, lüksün içine… İşte bu yüzden hayranlık duyduklarımızın önünde köle, küçümsediklerimizin karşısında ÅŸeytan rolüyle çıkardık…
Oysa ne köle olmayı baÅŸarabiliyorduk, ne de ÅŸeytan… Sadece birer köle taklidi, sadece birer ÅŸeytan taklidiydik. Sıradanlıktan kurtulabilmek için birbirimize yaptığımız kötülükler hayatın bize yaptığı kötülükleri deÄŸiÅŸtirmeye yetmeyecek kadar aciz ve sıradandı… Birbirimize yaptığımız kötülükler sadece önünde diz çöktüklerimizin iÅŸine yarıyordu… Birbirimize yaptığımız ve yapmayı düşündüğümüz kötülükler, biz o zavallı rollerimizin içinde kıvranıp dururken sadece hayatın o büyük kötülüğünü çoÄŸaltmaktan baÅŸka bir iÅŸe yaramıyordu oysa…
Hayatın o büyük kötülüğü çoÄŸaldıkça zengin olma umutlarımız giderek azalıyor, bu umut azaldıkça gözlerimiz acı çekmeden dilenci olmanın yollarına çevriliyordu… Çünkü tarihin bütün kötü zamanlarını içine alarak ve çaÄŸların arasında gitgide kaybolan ülkemiz sadece iki ÅŸekilde yaÅŸamanın yollarını gösteriyordu bizlere: Ya lüks içinde yaÅŸayacaktık ya da asalaklığı tercih edecek, sadaka alarak yaÅŸayacaktık… Ve arada kalanları hep unutarak… Arada kalanları unutarak yaÅŸamanın yolu ise her geçen gün daha da yırtıcı olmanın yollarını öğrenmekten geçiyordu… Yırtıcı, ama hiç fark edilmeyecekti… Yıkıcı, ama kibarlıkla süslü. Acımasız, ama kültürle boyanmış ve gizlenmiÅŸ olacaktı… Birileri yok edilecekti, ama bu yok ediliÅŸ hemen gözlerden kaçırılacaktı. Çatışmalar çıkacak, hayatlar söndürülecekti, ama trafik aksamayacak, mahvedilen hayatların önüne hemen bir paravan çekilip; hiç ÅŸey yok, herkes eÄŸlencesine devam etsin, denilecek ve hayat kaldığı yerden yine akmaya devam edecekti…
Kimse yaptığı kötülükten kendisini sorumlu tutulmayacaktı… Caniler geçmiÅŸte anneleri tarafından az sevildikleri için yaptıklarından dolayı sorumlu olmayacaktı… ZenginliÄŸi elde edebilmek için kendilerinden güçsüzleri hınçla ezip geçtiklerinde, çocukluklarında maÄŸduriyet yaÅŸadıkları için böyle davrandıkları söylenip bağışlanacaklardı…
İsyankarlıkları ancak düzenin bir parçası olduÄŸunda hoÅŸ görülebilecekti… Kimsenin üzerinde kalmayacaktı kötülük… Åžeytan dünyayı terk edip gidecekti.Ya afiÅŸlerde kalacaktı adı, ya da ÅŸehrin en kalabalık, ama insanların kendisini en yalnız hissettiÄŸi meydanlarda sevimli bir palyaço gibi gezdirilecekti… Ölüm bizden hep uzakta, ölüm sadece çamurlu ve yoksul sokaklara yakışan iÄŸrenç bir durum olarak hissedilecekti… Annemizin sütünden sonraki en helal ÅŸey olan ölüm sadece baÅŸkalarının başına gelen kötü bir skandal sayılacaktı… İyilik kötülüğe eÅŸdeÄŸer olacaktı, hayat ölüme… İnsanlar vatanlarını çok sevdiklerini söyleseler de, onu her geçen gün biraz daha az tanıyacaklardı…
Tıpkı kendilerini daha çok sevdiklerini sandıkça kendilerinden nasıl biraz daha uzaklaşıyorlarsa öyle yanlış, öyle eksik seveceklerdi vatanlarını…
Gözümdeki bağı kaldırıp hayata baktığım o kısacık anlarda görmüştüm iÅŸte bunları… Bir de uykusuz kaldığım gecelerde… Dilimdeki kesik en çok böyle zamanlarda acı verdi bana… Bu yüzden artık onu bana çok uzak, ama çok yakın kendimi geri çağırmak için kullanmalıyım… Ne kadar acırsa acısın bana bugüne dek ne kabul ettirilmeye çalışılmışsa onlara meydan okuyabilmek için varolmalı o benim için…
Bu azalmış kanımla ne kadar uzağa gidebilirim ki; ama artık başkaları değil, tüketeceksem ben tüketmeliyim onu..
BaÅŸkalarına acı ve mutsuzluk vermediÄŸim bir yer olmalı… Yıkıcı ve acımasız olmadığım… Varsın kimse hatırlamasın beni… Artık gözlerimdeki baÄŸa deÄŸil, kafamdaki karışıklığa tapmalıyım..Kendi kanıma deÄŸil, Diyojenlere, ÅŸairlere, bilgelere, delilere, o soylu yoksullara tapmalıyım..
Yalan söylediÄŸimde en dilimdeki kesik hep sızlamalı… Lüks içinde yaÅŸamak ya da sadaka almak için birilerine yalvardığımda daha çok sızlamalı… Böyle anlarda bana hep kendisini hatırlatmalı…
Beni bilmeden yaÅŸadığım bu ısmarlama hayatım deÄŸil, her ÅŸeye raÄŸmen öğrendiklerim mahvetmeli…
Avcılar değil, beni gözümü bağlayanlar yüzünden değil, mahvolacaksam ben kendi istediğim için mahvolmalıyım.
Çünkü ben kendi kanımı emerken hayatın arka bahçesinde, varlıkların ardında ne olmuÅŸsa biliyorum ki benim yüzümden oldu… Biliyorum artık dünyadaki bütün yıkımlar, bütün katliamlar dilimdeki bu kesik yüzünden oldu…

CEZMİ ERSÖZ

Hikaye.Yemeklerden.Com hikaye yemek hikayeler sitesinde Bu yazı toplamda 137, bugün ise 0 kez görüntülenmişstir

Leave a comment!Add comment
Kas
25

Bebek Hikayesi

admin | Klasik Hikayeler

Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında
büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri,
kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla
bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar
gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu.
Onun ipek yanaklarını doya doya öpmek ve
cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde :
“Dokunma bana …” diye bir ses duydu.
“Beni okÅŸamaya hakkın yok senin…”
Kadın korkuyla irkilip etrafına bakındı.
Bebekle kendisinden başka içerde kimse yoktu.
Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü.
Aman Allahım!.. Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen
konuÅŸan oydu. “Bana yaklaÅŸmanı istemiyorum”
diye devam etti. “Hemen uzaklaÅŸ benden…”
Kadın, biraz olsun kendini toplayarak :
“Çocuklarımız hep erkek oluyor” dedi.
“Onlar da güzel ama kız çocukları baÅŸka.
Bu yüzden seni öpmek istedim.”
“Beni öpemezsin” diye aÄŸlamaya baÅŸladı bebek.
“Benim de seni öpemeyeceÄŸim gibi…”
“Neden ?” diye sordu kadın.”Neden öpemezsin ki ?”
Bebek, hıçkırıklara boğulurken :
“Bunun sebebini bilmen gerekir” dedi.
“Düşünürsen mutlaka bulacaksın…” Kadın, neler olup
bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi.
Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor
ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu.
Aile dostları olan tanınmış doktor,
odayı dolduran çiçeklerden bir tanesini
vazodan çıkartıp kadına uzatırken :
“GeçmiÅŸ olsun hanımefendi” dedi.
“BaÅŸarılı bir kürtajdı doÄŸrusu.
Ha..! Sahi, “kız”mış aldırdığınız bebek.”

Hikaye.Yemeklerden.Com hikaye yemek hikayeler sitesinde Bu yazı toplamda 69, bugün ise 0 kez görüntülenmişstir

Leave a comment!Add comment
« Previous Entries --
hikayeler Hikaye yemeklerden hikayeler

Ucretsiz Hizmetler
yemeklerden yemek tarifi turk chat sohbet yemek tarifleri yemek tarifi