<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Hikayeleri hikayeler hikaye Chat Sohbet mIRC &#187; Klasik Hikayeler</title>
	<atom:link href="http://hikaye.yemeklerden.com/hikaye/klasik-hikayeler/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://hikaye.yemeklerden.com</link>
	<description>Dini hikayeler, Gercek Hikayeler, hikaye ekleme, Erotik hikayeler, Odev, Saglik, Kim, Kimdir, nedir hepsi Burada</description>
	<lastBuildDate>Sat, 03 Dec 2011 09:33:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.1</generator>
		<item>
		<title>kaykay hikayesi</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/kaykay-hikayesi.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/kaykay-hikayesi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 25 Nov 2008 00:15:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/kaykay-hikayesi/</guid>
		<description><![CDATA[Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleği birincisine sorar, &#8220;Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?&#8221; Adam yanıtlar; &#8220;Evet, asla bir başka kadına bakmadım.&#8221; Sorgu meleği, &#8220;Şuradaki Rolls-Royce&#8217;u görüyor musun? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin..&#8221; Sorgu meleği ikinci adama da aynı soruyu sorar ve şu cevabı alır; &#8220;Bir kez [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Üç adam ölür ve cennete giderler. Sorgu meleği birincisine sorar, &#8220;Seni cennete yollamadan önce sana bir sorum var: Karına karşı sadık oldun mu?&#8221; Adam yanıtlar; &#8220;Evet, asla bir başka kadına bakmadım.&#8221; Sorgu meleği, &#8220;Şuradaki Rolls-Royce&#8217;u görüyor musun? O senindir. Cennetteyken kullanabilirsin..&#8221; Sorgu meleği ikinci adama da aynı soruyu sorar ve şu cevabı alır; &#8220;Bir kez karımı aldattım ama bunu ona itiraf ettim. Beni bağışladı ve mutlu yuvamızı kurtardık.&#8221; Bunun üzerine sorgu meleği, &#8220;Şuradaki Mercedes&#8217;i görüyor musun? Cennetteyken onu kullanacaksın..&#8221; der ve üçüncü adama da sorar, &#8220;Karını hiç aldattın mı?&#8221; Adam yutkunur ve şöyle der; &#8220;itiraf edeyim ki; bulduğum her kıza asıldım ve her fırsatta onlarla yattım, birçoğu ile beraber oldum. Üzgünüm.&#8221; Sorgu meleği; &#8220;Ehh&#8221; der, &#8220;Ama temelde iyi bir adamsın. Şuradaki eski vosvos&#8217;u görüyor musun? Cennette onu kullanacaksın.&#8221; Bunun üzerine üç adam vedalaşır, arabalarına atlar ve kendi yollarına giderler. Birkaç hafta sonra ikinci ve üçüncü adam birlikte gezerlerken barın önünde birinci adamın Rolls-Royce&#8217;unu görürler. Bara girdiklerinde adamın perişan bir halde, etrafındaki boş şişelerin arasında salya sümük oturduğunu görürler ve şaşırırlar. &#8220;Heyy! ne oldu sana?&#8221; der ikinci adam, &#8220;Cennettesin, altında bir Rolls-Royce var, hersey mükemmel ama sen niye bu haldesin?&#8221; &#8220;Bugün karımı gördüm!&#8221; der birinci adam. Diğerleri; &#8220;Aaaa! ne kadar güzel, peki derdin nedir?&#8221; diye sorarlar. Adam içini çekerek konuşur, &#8220;Kaykay&#8217;la dolaşıyordu&#8230;&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/kaykay-hikayesi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dilimdeki Kesik</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/dilimdeki-kesik.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/dilimdeki-kesik.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:24:58 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=215</guid>
		<description><![CDATA[Kutuplarda ayı avcıları buzların içine jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir, keskin tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken kendi dili kesilirmiş. Ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez, kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince olduğu yere yığılırmış. Avcıda gelip derisini yüzermiş. Avcılar ayıları kurşunla vururlarsa ayının postu delinir ve [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Kutuplarda ayı avcıları buzların içine jilet kadar keskin bir baltayı yerleştirir, keskin tarafın üzerine biraz kan sürerlermiş. Bunu bilmeyen ayı gelip kanı yalarken kendi dili kesilirmiş. Ama kanın tadından dilinin acısını fark edemez, kendi kanını yalamaya başlarmış. Damarlarındaki kan tükenince olduğu yere yığılırmış. Avcıda gelip derisini yüzermiş. Avcılar ayıları kurşunla vururlarsa ayının postu delinir ve bu yüzden çok para etmeyeceği için bu yolu denerlermiş.<br />
Şimdi o kan tadını kendi dilimde hisseder gibiyim.Bu bilgiyi öğrenince anladım dilim yıllardır kesikmiş benim&#8230; Yıllardır ben de kendi dilimden akan kanı emip duruyormuşum&#8230;<br />
Başlarda gücümün tükendiğini, kan kaybettiğimi fark etmiyordum. Ama artık ediyorum. Kanım tükeniyor ne zamandır. Böyle giderse yere yığılmam ve birilerinin gelip derimi yüzmesi yakındır&#8230;<br />
Yıllardır kendi kanımı emmekten bu hayatta kabul gören her şeye meydan okuyacak cesareti bir türlü bulamadım kendimde&#8230; Oysa kurtuluşum bu cesareti bulmamdan geçiyordu&#8230;<br />
Bu cesareti bulamadığım için çareyi kendi kanımı emmekte bulmuştum. Tükeneceğimi bile bile&#8230;<br />
Dilimi kesen o keskin bıçağın ne olduğunu anlamaya kalkışmadığım için&#8230; Varoluşunun o arka bahçesine hep gözlerimi kapattım. Küçük bir inanç yeterdi yaşamam için. O yaşayabilmek ve ayakta kalabilmek için ihtiyacım olan kendimi aldatma inancı&#8230; Bu küçük ve zavallı inanç kendi kanımı emerken kendimi unutmama yeterdi. Böyle yaptım.<br />
Hayatı o keskin bıçaktan değil, okullarda bana öğretilenlerde arayıp bulmaya çalışmıştım. Kanım tükenmeye yüz tutunca anlamıştım, okullarda hayatı öğretmiyorlardı, aksine okullarda hayatı olduğu gibi görmemem için gözlerimi bağlıyorlardı. Eğitim başımı eğip dilimi o keskin bıçağın üzerine sürmemi öğretmişti bana&#8230;<br />
Gözlerim bağlıyken öğrendiğim şey hep suçlu olduğum ve hiçbir zaman bu suçtan kurtulamayacağımdı&#8230; Gözümdeki bağı çıkarıp atmaya her kalktığımda suçlu hissediyordum kendimi. Gözlerim bağlıyken yaşamanın ve bu suçtan kurtulmamın bedeli alçaklığı ve ikiyüzlülüğü becerebilmekti&#8230; Aç kalmamak istiyorsam ikiyüzlü ve alçak olmam gerekiyordu&#8230; Ve durmadan kendi kanımı emmem.<br />
Bu yüzden beni kim mutsuz ediyorsa, kim gözlerimi bağlayıp usul usul kanımı emiyorsa ona tapıyordum&#8230; Bildiklerimi unutturanlara&#8230; Bak sana doğruları öğretiyoruz, sarıl onlara ve geleceğe hazırlan, diyorlardı bana&#8230; Gözlerimi bağlayanların doğrularına sarılıyordum ben de. Kendi kanımın kokusundan o bu doğruların içindeki hile ve ihtiras kokusunu duyamıyordum&#8230; Geleceğim, diye sarıldığımın usul usul bir tükeniş, bir harcanma olduğu fark edemiyordum. Ben kendi kanımı emerken gözlerimi bağlayanlar da düşlerimi emiyorlardı. Bana ne sunarlarsa, ne gösterirlerse ona inanmakla ve bağlanmakla görevli sayıyordum kendimi&#8230; Bir zeka tutulmasıydı yaşadığım, budala bir inanıştı&#8230; İşte zaman zaman kendime duyduğum hayranlığın temelinde bu zeka tutulması, bu budala inanışlar vardı. Kendime hayran oldukça kendi kanımı daha bir iştahla emiyordum&#8230;<br />
Bazen gözlerimdeki bağlardan sıkılır, onu hafifçe aralar, hayatın nasıl bir yer olduğuna ve varlıkların ardında nelerin saklı olduğuna bakardım&#8230; İşte o zaman ne denli ikiyüzlü ve alçakca bir yaşam sürdürdüğüme bir kez daha tanık olurdum. İşte o zaman hiçbir acımasız zenginin suratına cesurca tükürmediğimi ve gözlerimdeki bağı sonsuza dek atamadığım sürece bunu hiçbir zaman yapamayacağımı anlardım&#8230; İşte o zaman aklıma şairler bilgeler, deliler, cesur nihilistler gelirdi, o soylu yoksullar gelirdi, gözlerim bağlı olmadığımda gizli gizli okuduğum: Eski Yunan&#8217;da yaşamış ve kendi kanını emmemek bir fıçıda yaşamayı göze alan, karnı acıkınca ise karnını sıvazlayıp; bakın ne güzel doydum, diyen ve onu ondan kopartacak her şeyle bağını kopartmış Diyojen gelirdi&#8230;<br />
Bir gün zenginin biri Diyojen&#8217;i evine götürmüş, adamın evi çok lüks ve tertemizmiş: Yerlere sakın tükürme, her yer çok temiz demiş, adam Diyojen&#8217;e&#8230; Diyojen, kalkıp adamın yüzünün ortasına tükürmüş ve: Bu evdeki en pis yer senin yüzün, o yüzden tükürdüm yüzüne, demiş&#8230;<br />
Gözlerim bağlıyken Dijonen&#8217;in hep bu sözünü düşünür kalbim çaresiz bir umutla çarpardı&#8230; Kalbim, uzağımda kalmış cesur çıkışlara, hep ertelediğim yolculuklara, bir yerim var bana çok yakın, ama benden uzakta diyen o hasretime çarpardı&#8230;<br />
Ben Diyojen gibi yaşamak isterdim, ama okullarda bana ve benim gibilere ya zengin, zengin olamazsanız, dilenci olacaksınız, diye öğretirlerdi&#8230;<br />
Zengin ve dilenci&#8230; Lüks içinde ve asalak&#8230; Ortası yoktu sanki. Hayatı, düşleri, anlamları omuzlarında taşıyan başkaları yoktu. Diyojenler, şairler, deliler, bilgeler, isyankarlar ve o soylu yoksulların yeri yoktu bana sundukları bu toplum haritasında&#8230; Çünkü cesaret isterdi şair, bilge, deli, isyankar ve soylu bir yoksul olmak için&#8230; Bu hayatın arka bahçesini, varlıkların ve görünenlerin ardındakileri görebilmek için çok cesur ve çılgın olmam gerekiyordu&#8230; Gözlerimi bağlayarak bana kabul ettirmek istedikleri her şeye koşulsuz meydan okumam gerekiyordu&#8230;<br />
Kabul etmek ve boyun eğmek içinse sadece sahte bir yaşam umudu, giderek karaktere dönüşen bir ikiyüzlülük ve bolca alçaklık yeter artardı bile&#8230; Bunlar da bende çokça vardı zaten. Kanımın tadını sevmeyi öğrenmiştim çoktan. Gözlerim bağlıyken daha huzurluydum&#8230; Gözlerim bağlıyken kendimi saf ve ahlaklı buluyordum. Gözlerim bağlıyken çirkeften ve kötülükten uzak sanıyordum kendimi&#8230; İyiliklerim dakik ve planlıydı. İyi olma günlerim vardı&#8230; Ahlaklı ve örnek insan olma haftalarım vardı&#8230; Beni mutsuz edenlere ve harcanmak için ellerine geleceğimi teslim ettiğim insanlara tapma mevsimlerim vardı&#8230;<br />
Hiçliğin silahları gelip içimdeki boşluklardan vurmasın beni diye, daha uzun aralıklarla açıyordum gözlerimdeki bağları&#8230; Kalbime benden çok uzaktaki, ama bana çok yakın olan o yaralı ve o uyumsuz yanımı küçümsemeyi öğretiyordum durmadan&#8230;<br />
Kaçış günlerimi, yalan yere umutlandığım yılların içinde görünmez kılıyordum&#8230; Edindiğim en büyük tecrübe kendimi aldatmada gösterdiğim o denenmiş, o büyük tecrübeydi&#8230;<br />
Kendimi aldatmamamın bir sınırı yoktu&#8230; Çoğu kez yoksullardan yana gözükürdüm, ama hiçbir şeyden korkmadığım kadar korkardım yoksulluktan&#8230; Yoksulluk bana yaşamadan ölmeyi hatırlatırdı hep&#8230;<br />
Hatta o çamurlu kaldırımlar, karanlık sokaklar, izbe ve metruk evler, o hastalık taşıyan evler ölümden daha çok ürkütürdü beni&#8230;<br />
Kendimi kendi gözümde aklayabilmek için ideolojilere bağlanırdım, kuramlara, öğretilere&#8230; Çıkar gözetmeyen duygular içinde olduğuma inandırırdım kendimi&#8230; Oysa en çıkar gözetmeyen duygular içindeyken bile bilirdim ki ne yapıyorsam hep kendim için yapıyordum. Kendimi daha çok sevmek için&#8230; Kendime duyduğum hayranlığı biraz daha pekiştirmek, güce ve daha çok önemsenmeye duyduğum ihtiyacımı giderebilmek için&#8230;<br />
Oysa kendi kanını emen ve emdikçe tükenen biri için kendini sevmek ne kadar mümkün olabilirdi ki&#8230; Gözleri bağlı olduğu için hayatın arka bahçesini ve varlıkların görünmeyen yüzünü görmekten hep korkan biri giderebilir miydi hayran olunmaya duyduğu o hastalıklı ihtiyacı&#8230; Güce ve önemsenmeye duyduğu açlık, daha derin ve daha onulmaz boşluklar açarak büyümez miydi insanın içinde.<br />
Gerçek yüzünü göstermeden sevilebilmek&#8230; Hayranlık ihtiyacı&#8230; Güce ve önemsenmeye duyulan saplantılı arzu&#8230; Bütün bunlar toplumsal bir sahtekar olmadan elde edilebilir miydi&#8230;<br />
Ben ne istiyorsam, onlar da onu istiyordu görüştüğüm, birlikte olduğum insanlar&#8230; Hepimiz sahtekar olduğumuz için birbirimize katlanıyorduk&#8230; Bir alışveriş dünyasıydı kurduğumuz dünya. Ben onları önemsiyor, seviyor, hayranlık duyuyor gibi yapıyordum, onlar da aynısı bana yapıyorlardı&#8230; Birbirimizi seviyor gibi yapıyorduk&#8230; Yaşamıyorduk sanki&#8230; Söylediğimiz yalanlarla birbirimizi yaşatmaya çalışıyor, boşluklarımızı kapatmak için bir araya geliyor, bir araya geldikçe daha sona kapatma vaatleriyle birlikte boşluklarımızı daha da büyütüyorduk&#8230;<br />
Boşluklarım büyüdükçe güce ve önemsenmeye duyduğum ihtirasım daha da artardı&#8230; Bana dayatılan doğrular nasıl birer hileyse, içimde büyüyen ihtiraslar da kötülük yapma arzusu olarak belirirdi içimde&#8230;<br />
Şehirde böyle bir moda yayılmıştı çünkü. Kötüler daha çok ilgi görüyordu. Kötüler daha çekici geliyordu insanlara. İyilik hep yedekteydi. Kötülük afişlere yazılıyordu&#8230; Birbirimizi önce zor duruma düşürecek, aldatacak, kırıp incitecek, sonra birbirimizde açtığımız yaraları sarmaya çalışacaktık. Nasıl birbirimizi seviyor gibi yapıyorsak, işte yaralarımızı öyle sararmış gibi yapacaktık&#8230; Duruma göre, gücü gücüne yetene göre, bazen kurban, bazen cellat olacaktık&#8230; İlişkilerde bazen minnettar kalıyormuş gibi yapacaktık birbirimize, ama hiç beklemedik anlarda birbirimize gerçekten acımasız despotlar gibi davranacaktık&#8230;<br />
Bir araya geldiğimizde sevgi, dostluk, fedakarlık gibi sözcükler uçuşup duracaktı aramızda&#8230; Bu sözcükleri kanı çekilene kadar birbirimize söylemekten hiç usanmayacaktık&#8230;<br />
Oysa gözlerimiz ne kadar bağlı olursa olsun, kendi kanımızı emmekten ne kadar zevk alırsak alalım, kalbimizin arkasında başka bir kalp, ruhumuzun arkasındaki bir başka ruh birbirimizin arkasından söylenenleri eğer bilebilecek olsaydık bu sözcüklerin aslında ne kadar anlamsız olduğunu hatırlatacaktı bize&#8230;<br />
Sevgi, dostluk, fedakarlık sözcükleri aramızda ne kadar uçuşursa uçsun aslında nereye doğru yolculuk yaptığımızı, gözlerimizin hangi hedefe takılı kaldığını biliyorduk&#8230; Zenginliğin kalbine, lüksün içine&#8230; İşte bu yüzden hayranlık duyduklarımızın önünde köle, küçümsediklerimizin karşısında şeytan rolüyle çıkardık&#8230;<br />
Oysa ne köle olmayı başarabiliyorduk, ne de şeytan&#8230; Sadece birer köle taklidi, sadece birer şeytan taklidiydik. Sıradanlıktan kurtulabilmek için birbirimize yaptığımız kötülükler hayatın bize yaptığı kötülükleri değiştirmeye yetmeyecek kadar aciz ve sıradandı&#8230; Birbirimize yaptığımız kötülükler sadece önünde diz çöktüklerimizin işine yarıyordu&#8230; Birbirimize yaptığımız ve yapmayı düşündüğümüz kötülükler, biz o zavallı rollerimizin içinde kıvranıp dururken sadece hayatın o büyük kötülüğünü çoğaltmaktan başka bir işe yaramıyordu oysa&#8230;<br />
Hayatın o büyük kötülüğü çoğaldıkça zengin olma umutlarımız giderek azalıyor, bu umut azaldıkça gözlerimiz acı çekmeden dilenci olmanın yollarına çevriliyordu&#8230; Çünkü tarihin bütün kötü zamanlarını içine alarak ve çağların arasında gitgide kaybolan ülkemiz sadece iki şekilde yaşamanın yollarını gösteriyordu bizlere: Ya lüks içinde yaşayacaktık ya da asalaklığı tercih edecek, sadaka alarak yaşayacaktık&#8230; Ve arada kalanları hep unutarak&#8230; Arada kalanları unutarak yaşamanın yolu ise her geçen gün daha da yırtıcı olmanın yollarını öğrenmekten geçiyordu&#8230; Yırtıcı, ama hiç fark edilmeyecekti&#8230; Yıkıcı, ama kibarlıkla süslü. Acımasız, ama kültürle boyanmış ve gizlenmiş olacaktı&#8230; Birileri yok edilecekti, ama bu yok ediliş hemen gözlerden kaçırılacaktı. Çatışmalar çıkacak, hayatlar söndürülecekti, ama trafik aksamayacak, mahvedilen hayatların önüne hemen bir paravan çekilip; hiç şey yok, herkes eğlencesine devam etsin, denilecek ve hayat kaldığı yerden yine akmaya devam edecekti&#8230;<br />
Kimse yaptığı kötülükten kendisini sorumlu tutulmayacaktı&#8230; Caniler geçmişte anneleri tarafından az sevildikleri için yaptıklarından dolayı sorumlu olmayacaktı&#8230; Zenginliği elde edebilmek için kendilerinden güçsüzleri hınçla ezip geçtiklerinde, çocukluklarında mağduriyet yaşadıkları için böyle davrandıkları söylenip bağışlanacaklardı&#8230;<br />
İsyankarlıkları ancak düzenin bir parçası olduğunda hoş görülebilecekti&#8230; Kimsenin üzerinde kalmayacaktı kötülük&#8230; Şeytan dünyayı terk edip gidecekti.Ya afişlerde kalacaktı adı, ya da şehrin en kalabalık, ama insanların kendisini en yalnız hissettiği meydanlarda sevimli bir palyaço gibi gezdirilecekti&#8230; Ölüm bizden hep uzakta, ölüm sadece çamurlu ve yoksul sokaklara yakışan iğrenç bir durum olarak hissedilecekti&#8230; Annemizin sütünden sonraki en helal şey olan ölüm sadece başkalarının başına gelen kötü bir skandal sayılacaktı&#8230; İyilik kötülüğe eşdeğer olacaktı, hayat ölüme&#8230; İnsanlar vatanlarını çok sevdiklerini söyleseler de, onu her geçen gün biraz daha az tanıyacaklardı&#8230;<br />
Tıpkı kendilerini daha çok sevdiklerini sandıkça kendilerinden nasıl biraz daha uzaklaşıyorlarsa öyle yanlış, öyle eksik seveceklerdi vatanlarını&#8230;<br />
Gözümdeki bağı kaldırıp hayata baktığım o kısacık anlarda görmüştüm işte bunları&#8230; Bir de uykusuz kaldığım gecelerde&#8230; Dilimdeki kesik en çok böyle zamanlarda acı verdi bana&#8230; Bu yüzden artık onu bana çok uzak, ama çok yakın kendimi geri çağırmak için kullanmalıyım&#8230; Ne kadar acırsa acısın bana bugüne dek ne kabul ettirilmeye çalışılmışsa onlara meydan okuyabilmek için varolmalı o benim için&#8230;<br />
Bu azalmış kanımla ne kadar uzağa gidebilirim ki; ama artık başkaları değil, tüketeceksem ben tüketmeliyim onu..<br />
Başkalarına acı ve mutsuzluk vermediğim bir yer olmalı&#8230; Yıkıcı ve acımasız olmadığım&#8230; Varsın kimse hatırlamasın beni&#8230; Artık gözlerimdeki bağa değil, kafamdaki karışıklığa tapmalıyım..Kendi kanıma değil, Diyojenlere, şairlere, bilgelere, delilere, o soylu yoksullara tapmalıyım..<br />
Yalan söylediğimde en dilimdeki kesik hep sızlamalı&#8230; Lüks içinde yaşamak ya da sadaka almak için birilerine yalvardığımda daha çok sızlamalı&#8230; Böyle anlarda bana hep kendisini hatırlatmalı&#8230;<br />
Beni bilmeden yaşadığım bu ısmarlama hayatım değil, her şeye rağmen öğrendiklerim mahvetmeli&#8230;<br />
Avcılar değil, beni gözümü bağlayanlar yüzünden değil, mahvolacaksam ben kendi istediğim için mahvolmalıyım.<br />
Çünkü ben kendi kanımı emerken hayatın arka bahçesinde, varlıkların ardında ne olmuşsa biliyorum ki benim yüzümden oldu&#8230; Biliyorum artık dünyadaki bütün yıkımlar, bütün katliamlar dilimdeki bu kesik yüzünden oldu&#8230;</p>
<p>CEZMİ ERSÖZ</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/dilimdeki-kesik.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Bebek Hikayesi</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/bebek-hikayesi.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/bebek-hikayesi.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 24 Nov 2008 23:20:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=199</guid>
		<description><![CDATA[Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri, kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu. Onun ipek yanaklarını doya doya öpmek ve cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde : &#8220;Dokunma bana &#8230;&#8221; diye bir ses duydu. &#8220;Beni [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Genç kadın, bebeğin güzelliği karşısında<br />
büyülenmiş gibiydi. Kıvırcık sarı saçları, iri mavi gözleri,<br />
kalkık bir burun ve küçük kırmızı dudaklarıyla<br />
bir kartpostalı andıran bebek, kadının şimdiye kadar<br />
gördüğü en cana yakın kız çocuğuydu.<br />
Onun ipek yanaklarını doya doya öpmek ve<br />
cennet kokusunu içine çekmek için eğildiğinde :<br />
&#8220;Dokunma bana &#8230;&#8221; diye bir ses duydu.<br />
&#8220;Beni okşamaya hakkın yok senin&#8230;&#8221;<br />
Kadın korkuyla irkilip etrafına bakındı.<br />
Bebekle kendisinden başka içerde kimse yoktu.<br />
Aynı sesi tekrar duyduğunda bebeğe döndü.<br />
Aman Allahım!.. Yeni doğmuş gibi görünmesine rağmen<br />
konuşan oydu. &#8220;Bana yaklaşmanı istemiyorum&#8221;<br />
diye devam etti. &#8220;Hemen uzaklaş benden&#8230;&#8221;<br />
Kadın, biraz olsun kendini toplayarak :<br />
&#8220;Çocuklarımız hep erkek oluyor&#8221; dedi.<br />
&#8220;Onlar da güzel ama kız çocukları başka.<br />
Bu yüzden seni öpmek istedim.&#8221;<br />
&#8220;Beni öpemezsin&#8221; diye ağlamaya başladı bebek.<br />
&#8220;Benim de seni öpemeyeceğim gibi&#8230;&#8221;<br />
&#8220;Neden ?&#8221; diye sordu kadın.&#8221;Neden öpemezsin ki ?&#8221;<br />
Bebek, hıçkırıklara boğulurken :<br />
&#8220;Bunun sebebini bilmen gerekir&#8221; dedi.<br />
&#8220;Düşünürsen mutlaka bulacaksın&#8230;&#8221; Kadın, neler olup<br />
bittiğini hatırlamak üzereyken kendine geldi.<br />
Özel bir hastanenin en lüks odasında yatıyor<br />
ve narkozun tesirinden midesi bulanıyordu.<br />
Aile dostları olan tanınmış doktor,<br />
odayı dolduran çiçeklerden bir tanesini<br />
vazodan çıkartıp kadına uzatırken :<br />
&#8220;Geçmiş olsun hanımefendi&#8221; dedi.<br />
&#8220;Başarılı bir kürtajdı doğrusu.<br />
Ha..! Sahi, &#8220;kız&#8221;mış aldırdığınız bebek.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/bebek-hikayesi.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Seytan</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/seytan.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/seytan.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 13:01:59 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=157</guid>
		<description><![CDATA[Bir gün şeytan büyük bahçeli, koskoca bir malikaneye girmiş.Merdivenleri çıkmış. Bir kuzu görmüş.Kuzunun boynunda bir ip varmış. Şeytan ipi çıkarmadan sadece biraz gevşetmiş.Kuzu ipin gevşemesiyle hareket etmeye başlamış ve malikanenin önünde bulunan aynayı görmüş. şaşırınca bir hamle yapıp aynayı kırmış. Çıkan gürültüye evin hizmetçisi gelmiş. &#8220;Sen ne yaptın? Ben şimdi burayı nasıl temizliyeceğim. Evin beyi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir gün şeytan büyük bahçeli, koskoca bir malikaneye<br />
girmiş.Merdivenleri çıkmış. Bir kuzu görmüş.Kuzunun<br />
boynunda bir ip varmış. Şeytan ipi çıkarmadan sadece<br />
biraz gevşetmiş.Kuzu ipin gevşemesiyle hareket etmeye<br />
başlamış ve malikanenin önünde bulunan aynayı görmüş.<br />
şaşırınca bir hamle yapıp aynayı kırmış.</p>
<p>Çıkan gürültüye evin hizmetçisi gelmiş.<br />
&#8220;Sen ne yaptın? Ben şimdi burayı nasıl temizliyeceğim.<br />
Evin beyi bunu duyunca kesin beni kovar,&#8221; demiş ve<br />
kuzuya bir tekme atmış.Kuzu merdivenlerden düşünce ip<br />
yetmemiş ve kuzunun boynunu kesip onu öldürmış.</p>
<p>Bu sırada evin uşağı gelmiş.Neler olduğunu sormuş.</p>
<p>Kadın anlatınca &#8220;Bunu nasıl yaparsın? Bey şimdi<br />
ikimizi de kovacak.O kuzu onun için çok değerliydi.&#8221;<br />
demiş.Ve hafifçe kadını itmiş.</p>
<p>Kadın dengesini kaybetmiş ve merdivenlerden düşüp<br />
boynunu kırmış.Sesi duyunca evin hanımı gelmiş.Olanları<br />
öğrenince sinirlenmiş.</p>
<p>Tam uşağı dövmek için usağa yaklaşırken uşak &#8220;Lütfen<br />
beni bağışlayın ve beni kovmayın&#8221; diyerek diz çökmüş.</p>
<p>Uşağın üstüne hızla gelen kadın ise ona çarpıp<br />
merdivenlerden yuvarlanmış ve ölmüş.Evin beyi gelip de<br />
olanları dinleyince belinden silahı çekip uşağı vurmuş.<br />
Sonra kendi kendine &#8220;Eyvah ben ne yaptım? Bir kuzu,<br />
aynanın kırılması ve sevmedigim karım için elimi kana<br />
bulamaya, katil olmaya değer miydi?&#8221;demiş ve silahı<br />
çekip bir kurşun da kendine sıkmış?.</p>
<p>Bütün bu olanları bir kenardan izleyen şeytansa<br />
sırıtarak &#8220;Ben hiç birşey yapmadım ki. Sadece acıyarak<br />
kuzunun boynundaki ipi gevşettim, o kadar&#8230;&#8221; demiş</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/seytan.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Heykel</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/heykel.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/heykel.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 12:56:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=145</guid>
		<description><![CDATA[İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı. Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı. Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İki komşu ülkenin hükümdarları birbirleriyle savaşmazlar, ama her fırsatta birbirlerini rahatsız ederlerdi. Doğum günleri, bayramlar da ilginç armağanlar göndererek karşıdakine zekâ gösterisi yapma fırsatlarıydı. Hükümdarlardan biri, günün birinde ülkesinin en önemli heykeltıraşını huzuruna çağırdı. İstediği, birer karış yüksekliğinde, altından, birbirinin tıpatıp aynısı üç insan heykeli yapmasıydı.<br />
Aralarında bir fark olacak ama bu farkı sadece ikisi bilecekti. Heykeller hazırlandı ve doğum gününde komşu ülke hükümdarına gönderildi. Heykellerin yanına bir de mektup konmuştu. Şöyle diyordu heykelleri yaptıran hükümdar:<br />
&#8220;Doğum gününü bu üç altın heykelle kutluyorum. Bu üç heykel birbirinin tıpatıp aynısı gibi görünebilir. Ama içlerinden biri diğer ikisinden çok daha değerlidir.<br />
O heykeli bulunca bana haber ver.&#8221;<br />
Hediyeyi alan hükümdar önce heykelleri tarttırdı. Üç altın heykel gramına kadar eşitti. Ülkesinde sanattan anlayan ne kadar insan varsa çağırttı. Hepsi de heykelleri büyük bir dikkatle incelediler ama aralarında bir fark göremediler.<br />
Günler geçti. Bütün ülke hükümdarın sıkıntısını duymuştu ve kimse çözüm bulamıyordu. Sonunda, hükümdarın fazla isyankâr olduğu için<br />
zindana attırdığı bir genç haber gönderdi. İyi okumuş, akıllı ve zeki olan bu genç, hükümdarın bazı isteklerine karşı çıktığı için zindana atılmıştı.<br />
Başka çaresi olmayan hükümdar bu genci çağırttı. Genç önce heykelleri sıkı sıkıya inceledi, sonra çok ince bir tel getirilmesini istedi. Teli birinci heykelciğin kulağından soktu, tel heykelin ağzından çıktı. İkinci heykele de aynı işlemi yaptı. Tel bu kez diğer kulaktan çıktı.Üçüncü heykelde tel kulaktan girdi ama bir yerden dışarı çıkmadı.Ancak telin sığabileceği bir kanal kalp hizasına kadar iniyor, oradan öteye gitmiyordu. Hükümdar heykelleri gönderen komşu hükümdara cevabı yazdı:<br />
&#8220;Kulağından gireni ağzından çıkartan insan makbul değildir.<br />
Bir kulağından giren diğer kulağından çıkıyorsa, o insan da makbul değildir.<br />
En değerli insan, kulağından gireni yüreğine gömen insandır.<br />
Bu değerli hediyen için çok teşekkür ederim.&#8221;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/heykel.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kim Kor</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/kim-kor.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/kim-kor.htm#comments</comments>
		<pubDate>Fri, 07 Nov 2008 12:48:55 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://hikaye.yemeklerden.com/?p=127</guid>
		<description><![CDATA[Adamın biri, ilk defa gittigi küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuga: - Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum. Çok yakın oldugunu söylediler. Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra: - Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sag [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Adamın biri, ilk defa gittigi küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuga:<br />
- Buraların yabancısıyım, demiş. Parkın hemen yanıbaşındaki fırını arıyorum.<br />
Çok yakın oldugunu söylediler.<br />
Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:<br />
- Ben de buraya ilk defa geliyorum, demiş. Ama sag tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde.<br />
Adam, çocugun da yabancı olmasına ragmen bunu nasıl anladıgını sormuş ister istemez.<br />
Çocuk:<br />
- Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz? diye gülümsemiş. Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten.<br />
- iyi ama, demiş adam. Bunların parktan degil de tek bir agaçtan gelmedigi ne malum?<br />
- Tek bir agaçtan bu kadar yogun koku gelmez, diye atılmıs çocuk. Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız.<br />
Adam, gözlerini hafifce kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kagıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmış onun kör oldugunu. Çocuk, ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettigini.<br />
Işıga hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:<br />
- Üc yıl önce bir kaza geçirmiştim, demiş. Görmeyi o kadar çok ozledim ki.<br />
Sizinkiler saglam öyle degil mi?<br />
Adam, çocugun tarif ettigi yerde bulunan fırına yönelirken:<br />
- Artık emin degilim, demiş. Emin oldugum tek sey, benden iyi gördügündür</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/kim-kor.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Deve kervani</title>
		<link>http://hikaye.yemeklerden.com/deve-kervani.htm</link>
		<comments>http://hikaye.yemeklerden.com/deve-kervani.htm#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 19 Nov 2007 18:24:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Klasik Hikayeler]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.hikayede.com/deve-kervani.php</guid>
		<description><![CDATA[Eskiden, Iran’da, Isfahan sehrinde, Cemal adinda kervanci bir genc yasardi. Kervan sahipleri kervanlarini cok guvendikleri Cemal’e gönul rahatligiyla teslim ederler ve onun kervandaki mallari kendi maliymis gibi koruyup, gözetecegini bilirlerdi. Gunlerden bir gun, Cemal Isfahan’dan kuzeydogudaki Meshet’e gitmek uzere, kumas yuklu deve kervaniyla yola cikti. Kervan birkac gun sonra Destikebir cölu’ne     vardi. Ilk bakista ucsuz bucaksiz [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><font size="2" face="Verdana">Eskiden, Iran’da, Isfahan sehrinde, Cemal adinda kervanci bir genc yasardi. Kervan sahipleri kervanlarini cok guvendikleri Cemal’e gönul rahatligiyla teslim ederler ve onun kervandaki mallari kendi maliymis gibi koruyup, gözetecegini bilirlerdi.</p>
<p>Gunlerden bir gun, Cemal Isfahan’dan kuzeydogudaki Meshet’e gitmek uzere, kumas yuklu deve kervaniyla yola cikti. Kervan birkac gun sonra Destikebir cölu’ne     vardi. Ilk bakista ucsuz bucaksiz gibi görunen 400km.lik bir kum yigini. Oralardaki bir kuyudan su tedarikini yapan kervan cöle girdi. Aradan bir hafta gecti. Kervan distan bakildiginda cölde agir agir ilerliyordu, her sey yolundaydi. Ama icten ice kaynayan bir kazan gibiydi. Bu kazani basdeve kaynatiyordu. Basdeve kervandaki yirmi devenin basiydi. Mola verildigi zaman devamli konusur, bir seyler anlatir, ötekiler de sessizce dinlerlerdi. Basdeve uc dört gundur havadan sudan konularla konusmaya basliyor, sonradan sözu liderlik konusuna getiriyordu. Koca kervani neden bir esek pesinden surukluyordu? O en önde olmasa olmaz miydi? Sanki o olmasa kervan gidecegi yere varamayacak miydi?</p>
<p>“ Ben “ diyordu basdeve, “ Misir’a gittim, Arabistan’a gittim, Yemen ‘e gittim, Anadolu’ya gittim. Yuce daglar astim, susuz cöller gectim. Binlerce, on binlerce kilometre yol kat ettim. Iran’da gezmedigim, dolasmadigim yer kalmadi. Bu Destikebir cölu’nden defalarca gectim. Benim gibi dogustan lider varken basinizda kucuk esek kim oluyormus? Boy yok, post yok, bir de kervanin en önunde gider. Onun liderlik neyine? Gelin su esegi defedelim basimizdan. Lider ben olursam eger her turlu iyiligi bekleyin benden. Yoruldum diyenin yukunu sirtimda tasiyacagim…”</p>
<p>Basdevenin ayni tarzdaki konusmalari sonraki gunlerde devam etti. Kervandaki develerden birkaci önceleri esegin gitmesini istemediler.</p>
<p>“ Kime ne zarari var garibin? “ dediler. “ Birakalim önde o gitsin, bizi Meshet’e götursun. Zaten hicbir isimize karismiyor. Molalarda bir kenarda tek basina oturuyor. Belli ki bir derdi vardir, kimselere anlatamaz. Durup dururken gunahini almayalim. “</p>
<p>Basdeve böyle diyenlere karsi cikiyordu:</p>
<p>“ Garip mi? Neresi garip bunun be? Acinmaz böylesine. Onun yemini, suyunu biz tasiyoruz, bir de kaprislerine boyun egecek degiliz. Nerede oturursa otursun, önemli olan,onu kervandan uzaklastirmak. “</p>
<p>Sonunda basdevenin kesin kararliligi karsisinda direnci kirilan birkac deve, istemeye istemeye esegin gitmesine razi oldu.</p>
<p>Bir gece develer esegin yanina gittiler ve kervanda kendisini istemediklerini söylediler. Esek bu duruma karsi cikti. Olmaz dedi, ben bu kervani terk etmem dedi, bensiz Meshet’e varamazsiniz dedi, pusulayi sasirir, cölde kaybolursunuz dedi. Esegin sözlerine kulaklarini tikayan, onun tepinmesine aldiris etmeyen develerin kufur derecesine varan hakaretleri karsisinda esek, “ Ne haliniz varsa görun “ diyerek cekip gitti.</p>
<p>Ertesi gun basdeve calimla yuruyordu kervanin önunde ve arada bir arkasina bakip gururla gulumsuyordu. Basdevenin fazlaca böburlenmesi kervanin zararina oldu. Kervan ilk gunden baslayarak hedefinden adim adim uzaklasti ve guneybatiya dogru genis bir yay cizerek, Kuhistan cölu’nun ortalarina kadar geldi. Gunlerdir diger develerin ikazlarina aldiris etmeyen basdeve sonunda liderligi kaybetti. Pusula sasirilmis, kervan Kuhistan cölu’nde kaybolmustu. Yol yok, iz yok, ne tarafa gidilmeliydi acaba?..</p>
<p>Gunler sonra esek cikageldi. Develer sessizce esegin arkasinda tek sira oldular. Esek saskin saskin etrafina bakinan basdeveye, “ Sen en arkada yuruyeceksin “ dedi. Sonra kervan Meshet’e dogru yola cikti. </font></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://hikaye.yemeklerden.com/deve-kervani.htm/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

