25
Huzur icinde Yat
admin | HikayeDonna’nın dördüncü sınıf öğrencileri geçmiÅŸte gördüğüm sınıflardan farklı deÄŸilmiÅŸ gibi görünüyorlardı. Öğrenciler beÅŸ sıra olarak sıralanmiÅŸ altı sırada oturuyorlardı. Öğretmen masası en önde öğrencilere bakıyordu. Panoda öğrencilerin çalışmaları asılıydı. Bir çok açıdan geleneksel bir ilkokul havası hissediliyordu. Yine de sınıfa ilk girdiÄŸimde bir ÅŸey bana farklı görünmüştü. Belirli bir heyecan söz konusuydu. Donna, emekliliÄŸine sadece iki yıl kalmış, Michigan’da küçük bir kasaba öğretmeniydi. Ayrıca benim tarafımdan bölge çapında düzenlenmiÅŸ personel geliÅŸtirme projesine gönüllü olarak katkıda bulunuyordu. EÄŸitim sürecinde öğrencilerin kendilerini iyi hissetmeleri ve yaÅŸamlarının sorumluluÄŸunu üstlenmeleri baz alınıyordu.
Donna’nın iÅŸi eÄŸitim sürecine katılmak ve sunulan kavramları uygulamaya koymaktı. Benim iÅŸim ise, sınıf ziyaretleri yapıp, uygulamaya hız kazandırmaktı. Arka sıralardan birine oturdum ve izlemeye koyuldum. Bütün öğrenciler birÅŸeyler yazıp karalıyorlardı. Benim yanımda oturan on yaşındaki kız öğrenci kağıdını “ben yapamam” cümleleriyle doldurmuÅŸtu. “futbol topunu kaleye gönderemem.” “üçlü sayılarla bölme iÅŸlemi yapamam. “Debbie’nin beni sevmesini saÄŸlayamam.”
Sayfanın yarısı dolmuÅŸtu ve yazmaktan bıkmışa benzemiyordu. Kararlılıkla ve ısrarla yazmaya devam ediyordu. Öğrencilerin defterlerine bakarak sıraların arasında yürümeye baÅŸladım. Hepsi de cümleler yazıyorlar ve yapamadıkları ÅŸeyleri tanımlıyorlardı. “on atış üst üste yapamam.” “sol alanda vuruÅŸ yapamam.” “bir kurabiye ile yetinemem.” O anda egzersiz bende merak uyandırdı. Öğretmene ne olup bittiÄŸini sormaya karar verdim. Yanına yaklaşınca öğretmenin de yazmakla mesgul olduÄŸunu gördüm. En iyisinin rahatsız etmemek olduÄŸuna karar verdim. “John’un annesini zorla veliler gününe getiremem.” “kızımdan arabaya benzin koymasını isteyemem.” “Alan’dan bileÄŸini deÄŸil, kelimeleri kullanmasını isteyemem.” Öğretmenin ve öğrencilerin “yapabilirim” türü olumlu cümleler kurmak yerine neden böyle bir olumsuzluÄŸa saplandığı düşüncesine karşı savaÅŸ verirken oturduÄŸum sıraya geri döndüm. Yeniden etrafımı izlemeye koyuldum.
Öğrenciler bir on dakika daha yazmaya devam ettiler. ÇoÄŸu kağıtlarını doldurmuÅŸ, baÅŸka kağıda geçmiÅŸti. Donna, “elinizdeki kağıdı bitirin, ama baÅŸka bir kağıda geçmeyin.” diye seslenerek egzersizin sonuna geldiklerini vurguladı. Öğrencilere kağıtlarını ikiye katlamalarını ve teslim etmelerini söyledi. Öğrenciler kaÄŸitlarını öğretmen masasının üzerindeki boÅŸ ayakkabı kutusunun içine koydular. Bütün kağıtlar toplanınca Donna kendi kağıdını da kutuya koydu. Kutunun kapağını kapadı. Kutuyu kolunun altına aldı ve kapıdan çıkıp koridorda ilerledi. Öğrenciler öğretmenin peÅŸinden giderken ben de öğrencilerin peÅŸine takıldım. Koridorun ortasında yürüyüş tamamlandı. Donna güvenlik odasına girdi ve elinde bir kürekle dışarı çıktı. Bir elinde kürek bir elinde ayakkabı kutusu öğrenciler arkasında bahçenin en uzak köşesine doÄŸru yol aldılar. Ve kazmaya baÅŸladılar. “yapamam” cümleciklerini gömeceklerdi!
Kazma iÅŸlemi yaklaşık on dakika sürdü, çünkü bütün öğrenciler sırayla kazıyorlardı. Çukur bir-bir buçuk metre olunca kazma iÅŸlemi sona erdi. “yapamam” cümlecikleri kutusu çukurun dibine kondu ve üzeri toprakla örtüldü. Otuz bir tane on – on bir yaÅŸ çocuÄŸu, yeni kazılmış çukurun başında bekleÅŸiyorlardı. Her birinin bir metre aÅŸaÄŸidaki kutunun içinde en az bir sayfa süren “yapamam” cümlecikleri vardı. Öğretmenin de öyle. Donna, “kızlar, erkekler elele tutuÅŸun ve başınızı eÄŸin.” diye seslendi. Öğrenciler sözüne uydular. Çukurun başında halka oluÅŸturdular, elleriyle sımsıkı bir baÄŸ oluÅŸturdular. BaÅŸlarını öne eÄŸip beklemeye baÅŸladılar. Donna konuÅŸmasına baÅŸladı:
“ArkadaÅŸlar, bugün burada ‘yapamamlar’ anısına toplandık. Yeryüzünde bizimle birlikteyken bir ÅŸekilde hepimizin hayatına girdi; kimimizinkine az, kimimizinkine çok… Adı her okulda, her toplantı salonunda, hatta Beyaz Saray’da bile anıldı. ‘Yapamamlar’ı sonsuz uykusuna göndermeye karar verdik. Erkek ve kız kardeÅŸleri ‘yapabilirim’, ‘yapacaÄŸim’ ve ‘yapıyorum’ hayatlarına devam ediyorlar. Onlar ‘yapamamlar’ kadar ünlü, güçlü ve kuvvetli deÄŸildirler. Belki birgün sizin de yardımınızla dünyaya ayak izlerini bırakabilirler. İnsallah, ‘yapamamlar’ huzur içinde yatarlar. İnsanlar onlar olmaksızın hayatlarına devam edebilirler. Amin!”
Bu methiyeyi dinlerken öğrencilerin hiç birinin bugünü unutamayacaklarını düşündüm. Bu aktivite oldukça sembolik bir anlam taşıyordu. Gerek bilinçten, gerekse bilinç dışından asla silinmeyecek bir beyin egzersizi gibiydi. ‘Yapamam’ cümlecikleri yazmak, onlari gömmek ve methiye dinlemek… Bunların hepsi de öğretmenin gayretleri ile gerçekleÅŸmiÅŸti. Methiyenin sonunda öğrencilerini etrafında topladı ve onları sınıfa götürdü. ‘Yapamamlar’ın ebediyete intikalini keklerle, patlamış mısırlarla ve meyve sularıyla kutladılar. Kutlamaların bir parçası olarak, Donna kalınca bir kağıttan mezar taşı kesti. En üste ‘yapamam’ı, en alta o günün tarihini yazdı. Kağıttan yapılmış mezar taşı o yılın anısına Donna’nın sınıfına asıldı. Nadiren de olsa öğrencilerden biri unutup, ‘yapamam’ dediÄŸinde Donna bunu gösterdi. Ögrenciler de böylece ‘yapamamlar’ın öldüğünü hatırlayıp, yeni cümle kurmak zorunda kaldılar. Donna’nın öğrencilerinden biri deÄŸildim. O benim öğrencilerimden biriydi. Yine de o gün ben ondan ömür boyu unutamayacağım bir ders aldım. Åžimdi yıllar geçmesine raÄŸmen, ne zaman ‘yapamam’ gibi bir cümle duysam, dördüncü sınıf öğrencilerinin düzenlediÄŸi cenaze merasimi gelir aklıma. Ben de öğrenciler gibi ‘yapamamlar’ın öldüğünü anımsarım.




Discussion
Add A Comment